Avcılar'da şiddet gören kadın “Gidecek bir yerim yok” demiyor.

Avcılar'da şiddet gören kadın “Gidecek bir yerim yok” demiyor.

   Halka yakınlığı, naifliği ve etkisini hiç kaybetmeyen mücadele gücü ile toplumun her kesimine ulaşmayı başarmış bir Başkan… Göreve geldiği...

A+A-

   Halka yakınlığı, naifliği ve etkisini hiç kaybetmeyen mücadele gücü ile toplumun her kesimine ulaşmayı başarmış bir Başkan… Göreve geldiği ilk günden beri ‘Kadın toplumun mimarıdır’ diyen bir Başkan...  "Çocuk, genç, kadın, yaşlı, engelli dostu" belediyecilik için kolları sıvamış İstanbul'un, hatta Marmara'nın tek kadın belediye başkanı Dr. Handan Toprak Benli.

Kadınların örgütlü mücadelesi ile dünyanın değişeceğine inanan ve her fırsatta adaletin terazisinin kadının elinde olduğunu söyleyen Başkan Dr. Handan Toprak Benli,  8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kapsamında gerçekleştirdiğimiz röportajda sorularımızı yanıtladı.

 

 - 29 Mart’ta belediye başkanlığınızın 4. yılını geride bırakmış olacaksınız. İcraatlarınızın ayrıntılarını soracağız ancak genel bir değerlendirme yapacak olursanız, nasıl geçti bu 4 yıl?

5 yıllık koymuş olduğumuz hedefleri bir bir gerçekleştirerek geçti. Çünkü biz bilmekteyiz ki; ekonomik olarak belediyemizin yapısı belliydi. Ama geleceği değiştirecek projeleri hedeflemek gerekiyordu. Seçimde vatandaşlarımıza söz verdik.  "Çocuk, genç, kadın, yaşlı, engelli dostu" belediyecilik yapacağız dedik. Bütün dezavantajlı grupları gözeteceğimizi, onlarla ilgili olan bütün kurumsal yapıları oluşturacağımızı ve onların sorunlarıyla ilgili yapılarla devam edeceğimizi söylemiştik ve yaptık.

Avcılar’ın birinci derece deprem bölgesi olması nedeniyle yapılarının yenileriyle yer değiştirebilmesi için imar planına ihtiyaç vardı ve bunu da yaptık. İmar planlarımızdan kabul edilenleri var, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde bekleyenler var. Sonuçta biz üzerimize düşen görevi yaptık. Kabul edilen imar planlarıyla birlikte binalarımızın yenileriyle yer değişmesini sağlıyoruz. Diğer yapmış olduğumuz imar planlarıyla birlikte çalışmalarımızı sürdürüyoruz. 4 yıl sonuçta hedeflediğimiz gibi geçti.

 

“Belediye başkanının kadın ve doktor olması insanlarda güven duygusu oluşturuyor.”

   - Avcılar’a kadın elinin değmesi ne gibi sonuçlar çıkardı?  Siz göreve geldikten sonra Avcılar’da neler değişti?

Belediye başkanının kadın ve doktor olması insanlarda güven duygusu oluşturuyor. Avcılar’ın nüfusunun yarısına yakını imarsız kentleşmiş durumda. Ayrıca Avcılar, yoksul nüfusun da olduğu bir kent. O nedenle o insanların belediye ile olan dayanışması ve güven duygusu çok önemli. İçlerinde kimsesiz, yaşlı, engelli olan var. Belediyenin onları desteklemesi gerektiğine inanıyor her zaman yanlarında olmaya çalışıyoruz.

 Avcılar'da aşevinden, yoksul, hasta, kimsesiz kişilerin evlerine yemek gönderilmesinden, temizleyemiyorsa evinin temizlenmesine, hastasıyla ilgili evde bakım hizmetleri yapılması, hastanın hastaneye taşınmasına, cenazeleri varsa memleketlerine götürmeye kadar bütün hizmetleri herhangi bir ücret talep etmeden yapıyoruz, yapmaya da devam edeceğiz. Bu hizmetler Avcılar halkında bir toplumcu, sosyal, halkçı belediyecilik konusunda güven duygusu oluşturuyor.

Avcılar'da bir kadın şiddet görürse  “Gidecek bir yerim yok” demiyor. Çünkü biliyorlar ki kadınlarımızın doktor ve kadın olan bir belediye başkanı var. Yaşlı bir insan “Ben kimsesiz kalırsam ne yaparım” diye düşünmüyor artık. Kendisini çok mutlu hissediyor. Emekliler ve yaşlılar için belediyemizin yanında emekliler kafemiz var. Her sabah kafemizde simit ikramımız oluyor. Emekliler kafemizde sosyalleşme imkânı buluyorlar. Bunun içinde çok fazla harcama yapmıyorlar. Kendilerini güvende hissediyorlar ve bunu da bizimle paylaşıyorlar. Herhangi bir sıkıntı olduğunda kendilerinin yanında olacak, kapısını çalacak, sahiplenecek, onun kimsesi olacak bir belediye başkanı ve belediyesi var. Asıl oluşturulması gereken de buydu. Bize Cumhuriyet’i “Cumhuriyet kimsesizlerin kimsesidir” diye tarif eden Mustafa Kemal Atatürk'ün bize bırakmış olduğu sosyal devletin en önemli unsuru belediyelerdir. Avcılar Belediyesi olarak biz de sosyal, toplumcu ve halkçı belediye olarak vatandaşlarımızın yanındayız. Yardıma ihtiyacı olan bize başvurmayan vatandaşlarımız var. Böyle bir istek onları üzebilir, kırabilir ya da bilmiyorlar böyle bir hizmet alabileceklerini. Belediye olarak onlara biz kendimiz ulaşıyoruz. Çocuk, yaşlı, engelli ve kadınları her zaman merkezde tutuyoruz. En önce gözetilmesi gereken gruplar bunlar. Mülteci gruplarında da önceliği her zaman kadın ve çocuklara öncelik tanıyoruz. Bu pozitif ayrımcılıkla bu korumacı yaklaşımla hareket ediyoruz.



 

"Hedefim, daha çok kadının siyasette olmasını sağlamak"

 - Siyaset dünyası çok sert ve erkeklerin hâkimiyetinde bir alan. Siz Marmara’nın tek kadın belediye başkanısınız. Bir kadın siyasetçi olarak kendinizi zaman zaman yalnız hissettiğiniz oluyor mu?

Gönül istiyor ki siyasette daha çok kadın olsun. Yaşadıklarım neden kadının burada olmayacağının bir göstergesi. Yaşadıklarım ve bana yaşatılanlarla toplumu meşgul etmek istemiyorum. Çünkü hedefle ilgileniyorum. Hedeflerime kitlenmiş bir durumdayım. Birinci hedefim ideallerim doğrultusunda bu hizmetleri yapmak, ikinci hedefim ise daha çok kadının siyasette olmasını sağlamak. Hedefe ulaşma konusunda bir kadının ne kadar bu işi yapabildiğini toplum önünde göstermek. Ve diğer genç kadın ve kızları özendirmek... Yaşadıklarıma baktığımda neden kadınların siyasette olamadığını her seferinde bir kez daha kanıtlarını görmekteyim. Ama bunlara takılmadan hedefe koşuyorum.

 

Belediye başkanlığımı toplum hekimliği yapar gibi yapıyorum

  - Şu anda başkanı olduğunuz bölgede daha önce doktordunuz? Hekim olmanız belediye  hizmetlerine nasıl yansıdı?

Ben yönetici bir hekim oldum. 20-25 yıllık tecrübem belediye başkanlığında da bana ışık tuttu. Aynı zamanda kalite ve yönetim sistemleri konusunda almış olduğum eğitimler ve deneyimlerin çok faydasını gördüm. 25 yıllık hekim hayatımı hep Avcılar’da geçirdim. Sağlık ocağından başlayarak hastaneye kadar herkes sağlık hizmeti almak istediğinde hep beni buldu. Aramızda hem bir güven ilişkisi, aile doktorluğu ve aile dostluğu gelişti. Bu temel dostluk insanların beni bir hekim olarak siyaset üstü görmesini sağladı. Zaten belediye başkanları da siyaset üstüdür.

Belediye başkanı seçilinceye kadar bir siyasi partiden adaydır ama seçildikten sonra kentin belediye başkanıdır. Tıpkı bir hekim gibi... Hiç kimseyi ayırt etmeden, hizmet önceliğini ihtiyaca göre öncelik tanıyarak sürdürmüş oluyorsunuz. Bu nedenle ben belediye başkanlığını toplum hekimliğini yapar gibi yapıyorum. Hekimlikte bir vücut, ruh ve toplum sağlığı ile ilgilenirsiniz. Belediye başkanlığı da bir nevi koruyucu hekimliktir. Yani insanları hastalanmadan önce koruyorsunuz. Vatandaşlarımızın mutlu olması sağlamakta belediyelerin asli görevidir. 5393 sayılı yasa da şu var: İnsanların moral ve motivasyonunu iyi tutmak. Yani orda ki kitleye tatil yaptırmak bile belediye başkanının asli görevidir. Toplumu mutlu ederek onların moral ve motivasyonunu yüksek tutarak ,çevresinin temizliği ve sağlığı ile ilgilenerek aslında korucu hekimlik yapmış oluyorsunuz. Belediye başkanlığı benim hekimlikte yaptığım görevlerle örtüşüyor. Belediye başkanlığını hekimliğimi yapar gibi yapıyorum. Bu nedenle hem mesleğimi daha geniş kapsamlı yapmış olmanın hem de yetkileri elinde bulundurarak bu değişikliği çok rahat uygulayabilmenin ayrıca bir şans olduğunu düşünüyorum.

Sokak hayvanlarının sağlıklı döngüsünü sağlamak çevre sağlığı açısından çok önemlidir. Çevreye atılan atıkların ayrı ayrı toplanmasını sağlamak aynı zamanda bir toplum hekimliği görevidir. Çevrenin kirlenmesini onların havaya ve daha sonrasında doğadaki kirlilikleri önlemiş oluyorsunuz. İnsanların hastalıklardan korunabilecekleri tedbirlerin alınmasını ve insanların mutlu olduğu sosyal kültürel alanların oluşturulduğu bir kent olmasını sağlamış oluyorsunuz.

 Spor Müdürlüğünü kurup sanatla ilgili konservatuarı kurup binlerce insanın spor,  sanat ve kültür eğitimleri almasını sağladık. Bu eğitimlerle vatandaşlarımızın bedenen, ruhen sağlıklı olmasını sağlamış oluyorsunuz. Belediye başkanlığı ile beraber toplum hekimliğini daha güçlü yapmış oluyorum.

Ben Hacettepe Üniversitesi'nde okudum. Nusret Fişek'in öğrencisiyim. Toplum sağlığı kürsüsünü kuran ve bize toplum sağlığının önemini anlatan bence Türkiye'nin en önemli kişisiydi. Aldığım toplum sağlığı ile ilgili bütün eğitim ve kazanımları hayata geçirmek benim içinde ayrıca başka bir onur.

Otomatik alternatif metin yok.

 

“Kadını ekonomik, sosyal hayata kazandırmakla ilgili projeler ürettik.”

 -Cinsiyet eşitliği ve kadına yönelik şiddet’ konularında nasıl çalışmalar yapıyorsunuz?

Belediyecilikte kurumsallaşmak müdürlük kurmakla oluyor. Aynı zamanda bütçesini de oluşturmuş oluyorsun. Türkiye'de ilk Kadın Aile Müdürlüğü’nü kuran Avcılar Belediyesi’dir. İlk yönetmeliği biz yazdık. Kadın Aile Müdürümüz de bir kadın... Kadın Aile Müdürlüğü ile birlikte kadına şiddeti önleyici faaliyetler başta olmak üzere, kadını ekonomik, sosyal hayata kazandırmakla ilgili projeleri yönetmekle ilgili çalışmalar yapıldı.

 Avcılar’da bundan 25 yıl önce bir kadın cinayetine gitmiş olan Gülsevin Buket Değirmeci'nin ismini Kadın Dayanışma Evimize verdik. Danışma merkezimizde kadınlarımıza eğitim başta olmak üzere Kadının İnsan Hakları Eğitimleri veriliyor. Eğitimler 16 haftalık bir süreci kapsıyor. Kadınlarımız danışma merkezimize geldiğinde çocuğunu çocuk kulübüne bırakabiliyor. Aynı alan içerisinde kadın el emeği pazarımız var. Kadınlarımız evde yaptığı çalışmaları kadın el emeği pazarımızda sergileme imkânı buluyor. Hem yaşadığı sorunlarla ilgili danışma hizmeti alabiliyor, aldığı eğitimlerle donanımlarını artırabiliyor. Bunların içerisinde de bütün sosyal, kültürel bütün hizmetler sunulmaktadır.

Kadınlar karanlıkları sesleri ile yırtacak … Kadın sesinin karanlıkta ışıktır…

 ‘Kadın sesi karanlıkta ışıktır!’ ve ‘Adaletin terazisi kadının elinde!” sözleriniz artık slogan niteliğinde oldu. Bu sözleri biraz açar mısınız?

Adalet heykeli bir kadın... Adalet duygusu en çok kadının aradığı ve ihtiyacı olan bir duygu... Ama adaleti dağıtan da bir kadın... Kadın o kadar çok misyonla donatılmış ki hem en çok adalete ihtiyacı olan ama adaleti de en iyi dağıtacağına inanılan... Kadın şöyle diyecek: Benim hem kendimle ilgili adaleti bulmam ve hem de bunu dağıtmam gerekiyor. Ben her seferinde onlara görevlerini ve bu toplumun onlardan beklediğini hatırlatıyorum.

Kadın sesinin karanlıkta ışık olduğunu söylüyorum. Kadın sesi güvendir. İnsanlara şunu soruyorum “Siz bir ormanda kayboldunuz gece. Ne hissedersiniz? Tabi ki korku, kaygı, endişe hisseder. Peki, bir kadın sesi duydunuz. Kadın türkü söylüyor. Ne hissedersiniz korkunuz kalır mı? Bir anda dağılır. Bir kadın varsa orada ve o kadın türkü söylüyorsa o kadın şarkı söylüyorsa kaygı dağılır. İşte toplum da böyle… Bir kadın varsa ve bir kadın şarkı söylüyorsa kaygı, kuşku duyacak bir şey yok demektir. O nedenle kadın sesi karanlıkları aydınlatır. Kadının türkü, şarkı söylemesi o kadar önemli ki… Çünkü doğar doğmaz insanlar bir kadının ninnisi ile büyürler. Onlara şarkı söyleyen ninni söyleyen bir kadın var. O ses insanlarda ki güven duygusunu pekiştiriyor. Bütün duygularını kadın türkülere döker. Ama bunu dört duvar arasında yapar. Kadının en güçlü yönü sesi ise ve bunu dört duvar arasından çıkarıp topluma söylesin. Bütün toplumların buna ihtiyacı var. Hem topluma terapi hem de kadın için birleştirici unsur hem de onların en güçlü yönüyle bir araya gelmesini sağlıyor.

Avcılar Belediye Konservatuarını kurduğumuzda ilk yaptıkları proje "Kadın Türkü Söyler" projesi oldu. 10 mahallemizden 100’er kadınla koro kurdular. 8 Mart gibi önemli günlerde bir araya geldiler. 1000 kadın oldular benimle 1001 kadın. 1001 Çiçek Kadın Koromuz sesin, sanatın ve müziğin bir araya geldiği güçle topluma sesleniyorlar. Hem kendilerini daha iyi daha güçlü hissediyorlar hem de topluma verdikleri mesajlar o kadar güçlü. 1001 çiçek kadın koromuz 5 Aralık’ta Ankara Arena'da Arena'nın tam ortasında ay yıldızlı bayrağımızı oluşturacak şekilde yer aldılar. Ay yıldız olup sesleriyle Arena'yı çınlatırken kadının sesinin karanlıkta ışık tutabildiğini bir kez daha gözler önüne serdiler. Herkes baktığında bende gözümü yumduğumda ay yıldızlı bayrağımızı canlandıran ve ses vererek karanlıkları aydınlatan Avcılar’ın 1001 kadınını görüyorum. Onların bütün karanlıkları sesleriyle yırtacaklarını ve şafağın aydınlığına sürükleyeceğini olan inancım tam.

 

"Bir kız çocuğunu okutunca  bir dünyayı okutmuş oluyorsunuz"

 - Sizin de kız çocuklarının okutulması konusunda büyük bir hassasiyetinizin olduğunu biliyoruz. Bu konu ile ilgili nasıl çalışmalar yaptınız?

Kız çocuklarının okuması çok başka bir şey... Bir Afgan atasözü var: Bir erkeği okutan bir kişiyi okutmuş olur ama bir kadını okutan, bir kız çocuğunu okutan, dünyayı okutur. Bir kız çocuğunu okutunca nasıl bir dünyayı okutmuş oluyorsunuz? Kız çocuğu bir anne aynı zamanda... Yani çocuk yetiştiriyor. Okuduklarını öğrendiklerini gelecek nesillere aktarıyor. Bu açıdan bakıldığında toplumu dönüştürülebiliyor. Afganistan'da çocuklarını okula veren ailelerin düştükleri durumu da biliyoruz. Bu atasözü ve sözün Afganlara ait olması beni çok etkiler... Ama benim en çok etkilendiğim insan, kız çocukları konusunda hedef koyan Türkan Saylan'dır.

Kız çocuklarının geri bırakılması toplumun tamamının geri bırakılması anlamına geliyor. İnsanlar öğreneceklerinin yarısını ilk altı yaşa kadar öğreniyor. Baktığımızda çocuk ilk altı yaşa kadar annenin yanında kalıyor. Bir şey bilmeyen anne hayatının yarısında öğrenmesi gerekenleri bir çocuğa nasıl aktarabilir? Kadını eğitimden uzaklaştırmak o toplumu eğitimden uzaklaştırmaktır. O nedenle de kız çocuğunu okutmak dünyayı okutmaktır. Çok özel hassasiyet gösterilmesi gerekiyor.

Okuma yazma bilmeyen kırsal kesimden gelmiş anneler için bunları da düşünerek 3-6 yaş arası çocuklar için çocuk kulüpleri açtık. Haftada iki gün hatta yarım gün bile gelse o çocuklara bir eğitim programlarına alarak kendisinin kim olduğunu öğreten ve kent yaşamı ile ilgili uyum eğitimi veriyoruz. Annesi de bir kursa giderek okuma yazmasını öğrenerek kendisinin eksiğini de tamamlıyor. Bu sonradan telafi etme çalışmasıdır bizim için. Ama asıl olan kız çocuğunu okutmaktır. Pozitif ayrımcılıkla kadın ve çocuklara eğitimin sunulması gerekiyor. Hem kurumsal şekilde hem de ben bireysel gereğini yapıyoruz.

- Kız çocuklarını eğitme konusunda en çok etkilendiğim kişi Türkan Saylan dediniz? Türkan Saylan için idolünüz diyebilir miyiz?

En çok etkilendiğim kişi Prof. Dr. Türkan Saylan’dır. Hele eğitime erişemeyen kız çocuklarına fırsat eşitliği yaratarak onların eğitime erişmesini sağladığı için... Çok büyük bir hizmet yaptı. Çağdaş yaşam deyince insanlar bazen yanlış değerlendirebiliyor. Çağımızdaki hizmetleri eğitimi ve eğitimdeki erişilebilirliği sağlamaktır fırsat eşitliği. Eğer siz bu çağda yaşıyor ve hala okuma yazma bilmiyorsanız, bu çağın insanı olarak tabir edilemezsiniz. Artık Dünya'da bilişim çağına, kodlamaya, yapay zekâya geçiliyor. Öbür tarafta okula gidemeyen ve okuma yazma bile bilmeyen insanlar varsa o artık bu çağda yaşamıyor. Çağdaşlık çağın teknolojisinden yararlanabilmektir. Eğer buna ekonomik, sosyal nedenlerle ulaşamıyorsa, buna da fırsat eşitliği yaratılması gerekir. Bunları düşünüp, vakıflaştırmak suretiyle eğitimde fırsat eşitliği yaratmak; özelikle ekonomik olarak bunu yapamayan kız çocuklarına büyük bir adımdır. Bu yapılan hizmetin bir devlet politikası olmasını arzu ediyorum. Bireysel olarak yapmak istediğim şeyi, devlet çok rahatlıkla yapabilir ve fırsatları sunabilirdi. Bunun bizim politikamız olması gerekir.

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi, ayakta duran insanlar, ağaç ve açık hava
Kadın toplumun mimarıdır.

 -Siyasetle ya da ülke sorunları ile ilgilenen fakat önlerinde büyük setler olduğunu düşünen genç kadınlara neler tavsiye edersiniz?

Bu konuda çaba göstermelerini, inat ve kararlılıkla mutlaka denemeye devam etmeleri gerektiğini düşünüyorum. Çünkü siyaset bir toplum mühendisliğidir. Nasıl bir toplumda yaşamak istiyorlarsa ve çocuklarının nasıl bir toplumda büyümesini istiyorlarsa onu kendileri ancak şekillendirebilirler. Siyasette kadının olmaması, bir inşaatta mimarın olmamasına benzer. Kadın toplumun mimarıdır. Topluma güzellik estetik katandır aynı zamanda. Onu için mutlaka olması gerekir. Kadınların kararlılıklarını sürdürmeleri lazım.

Kadınlara 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü için mesajınız nedir?

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, 150 yılı aşkın süredir kutlanıyor. Şunu ifade eder 8 Mart: Eşit işe; eşit ücret! Kadının çalışması, ekonomik hayata kavuşması, sonra da fırsat eşitliği yanında yaptıkları işin karşılığının da alma konusundaki mücadelesidir. O nedenle de 8 Mart kadının emeğinin mücadelesidir. Hala çalışamayan kadın çoğunlukta, hala emeğinin karşılığını alamayan kadın çoğunlukta. O nedenle 8 Mart, toplumun kadına yaklaşımda bir kez daha kendini gözden geçirdiği bir zaman. Bu yüzden çok önemsiyorum. 8 Martla ilgili mesajım kadının haklarına sahip çıkması... Buradan onlara bu mesajı veriyorum. Kadın önce şiddete karşı çıkacak. Haklarına sahip çıkacak. Haklarını bilecek öğrenecek. Bizim yapacağımızda onların başarması için onlara pozitif ayrımcılık yapmak.

 

Bu haber toplam 2153 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.