Benim İçin Uzaya Çıkmak Kadar Değerlidir Sahneye Çıkmak

Benim İçin Uzaya Çıkmak Kadar Değerlidir Sahneye Çıkmak

Mert Fırat’la yaptığımız röportaj biraz maceralı oldu ama oldu. Mert benim okuldan (DTCF Tiyatro Bölümü) kardeşim, aynı okulda okumanın ötesinde iyi bir dostluğumuz da var. Ben de bu dostluğa sığınarak röportajı teklif ettim kendisine; sağolsun tereddüt e

A+A-

TURGAY YILDIZ: Mert öncelikle röportajı kabul ettiğin ve bize zaman ayırdığın için sana çok teşekkür ediyoruz.

Mert FIRAT: Abi siz isteyin her koşulda röportaj veririm.

 

TURGAY YILDIZ: Teşekkür ederim Mert. Peki herkesin senin hakkında çok şey okuyup bildiğini, fanlarının olduğunu, biliyorum ama yine de Mert Fırat’ı yakından tanımak istersek bize kendi hikayeni anlatır mısın?

MERT FIRAT: 10 ocak’ta Ankara’da doğdum, babam ses sanatçısıydı. Ankara Radyosu’nda, TRT’de ve çok yerde şarkılar söylemiş zamanında. Sanat müziğinin dışında Seksenli yılların fantezi müziklerini seslendiriyordu ve kendi besteleri de vardı. Nihat Fırat. Bir de Niye Plakçılık diye Plak şirketi vardı. Öyle bir ortama doğmuşum ben aslında...

 

TURGAY YILDIZ: Şarkı söyler miydin?

MERT FIRAT: Çok küçükken doktor olmayı isterdim ama bir yandan da babam gibi şarkıcı olmaya özenirdim. İki isteği kafamda şöyle çözdüm ben de. Gündüz doktorluk gece şarkıcılık! Geceleri iş olmaz ya diyorum çocuk aklımla.

Sonrasında çok fazla il değiştirdik. Babam bodrumda bir gazino işletti. Bodrum Elele diye bir gazino. Bu nedenle Bodrum’a taşındık. Sonra İstanbul’a taşındık. istanbul’da birinci sınıfı okudum. Sonra annemle babam ayrıldılar. Biz annemle Antalya’ya taşındık, orada devam ettim eğitimime. Sonra Alanya’ya taşındık, ilkokulu bitirene kadar tam yedi il değiştirdim.

 

TURGAY YILDIZ: Peki tiyatro?

MERT FIRAT: En son Alanya’da dördüncü sınıfın ortasındaydı galiba Ankara’ya taşındık. Ha bu arada üçüncü sınıfta İstanbul’a taşındık biz (Mert iller arasında anı sıçramaları da yaşıyor eh o kadar il değiştirince kaçınılmaz. Beşinci sınıfta Ankara’da bir okuldayım ve tiyatro hikayem burada başlıyor.

TURGAY YILDIZ: Tiyatrocu olacağım ben dediğin yer burası mı?

MERT FIRAT: Hayır aslında onun hemen sonrasında Şafak Koleji’nde ortaya çıktı bu hikaye, hazırlık sınıfında. Bir çok röportajda da söyledim aslında, Victor isminde bir hocamız vardı. Victor, Amerikalı bir hocaydı. Aşkının peşinden kalkmış Türkiye’ye gelmiş. Sevgilisi de büyük elçilikte çalışıyor. Dil üzerine uzmanmış. Bizim okulda başlamış. O işte bize skeçler yazdırırdı, küçük oyunlar. Yedişerli gruplara ayırırdı bizi. Skeç yazacaksınız, oyun yazacaksınız böyle beşer dakika onar dakika daha uzun olmasın. Sonra çıkıp bunları oynayacaksınız speaking dersinde İngilizce olarak tabi...Her hafta bir skeç mecburi ya yazacaksın ya yöneteceksin ya da oynayacaksın. O sene ve sonrasında oyunlar başladı. İlk oyun Karaların Memetleri; Cahit Atay. “Hastalık hastası”,  “Cimri”, Haldun Taner’in “Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım”ı oynadık.

 

TURGAY YILDIZ: Orada Vicdaniyi mi oynadın.

MERT FIRAT: Evet uzun uzun rolleri vardı. Lise iki lise üçte ayrancı lisesine geçtim. Orada da tiyatro kolu vardı ben içindeydim. Özel günlerde skeçler yazıp oynuyorduk. Küçük bir sahnemiz vardı. Kendi olanaklarımızla oyunlar hazırlıyordum okulun bütçesi olmadığı için. Abiler ablalardan destekler alıyorduk.

 

TURGAY YILDIZ: Tiyatro devam?

MERT FIRAT: Evet devam. Bu arada Oniki yaşında kürek çekmeye başladım. Odtü’nün kürek takımındaydım. Öncesinde futbol oynadım. İki yıl Gençlerbirliği’nin alt yapısında oynadım. Sonra beni as takıma mı almadılar, bir kampa mı almadılar canım sıkıldı. Bunun üzerine dayım ‘ya ne canını sıkıyorsun bırak futbola, küreğe başla’ dedi. Gittik ODTÜ’ye baktım ilginç abiler var dayıma da benziyorlar; Erdoğan dayıma. Çok okuyorlardı o abiler, onlardan etkilendim. İşte o süreçte yine o abilerin etkisiyle Halkevine başladım. Onlar konuşurlarken duyuyorum Halkevi diyorlar tiyatro, saz gitar diyorlar ben de onları dikkatle dinliyorum. Ben de mi gitsem dedim. Çünkü bizi çalıştıran kimse yok, destek verenler yok dolayısıyla yine işte oraya gidip Halkevi nasıl bir yermiş derken halk evleri serüvenim başladı. O sıralar tek başıma kürek çekmeye başladım. Sonra takıma girdim. Ama bir yandan dersler kürek tiyatro birarada gidiyordu. Çocukluktan beri bir maymun iştahlılık vardı bende ama yaptığım işi de iyi yapmak istiyordum. Bir sürü işi bir arada yapmayı seviyordum.

 

TURGAY YILDIZ: Heyecanı seviyor musun?

MERT FIRAT: Heyecan ve kollektif bir şey yapıyor olmak. Yani biz birlikte eğleniyoruz, seyirciye de hadi siz de eğlensenize diyoruz bir anlamda. Aslında o topluluklara (çocuklukta girdiğim topluluklar) girip kaynaşmanın yeni bir ifade biçimi benim için tiyatro. Ayıbın, günahın olmadığı başka bir alan. Benim için uzaya çıkmak kadar değerli sahneye çıkmak. Aya yolculuk gibi...

 

TURGAY YILDIZ: Başka bir frekans çünkü.

MERT FIRAT: Aynen, başka bir frekansa geçiyorsun, başka bir atmosfer yaratıyorsun, aya yolculuk gibi gerçekten. Yani onun atmosferi farklı zamanı başka..

 

TURGAY YILDIZ: Sen bir zaman yaratıyorsun, seyirci o zamana teslim oluyor. O zamanın içine giriyor ve inanıyor.

MERT FIRAT: Evet inanıyor, yerleşiyor. Dördüncü duvarın olmadığına inanan oyunculardanım. Hani istemiyorum aramızda böyle bir mesafe olsun.

 

TURGAY YILDIZ: Zaten ancak inanarak olur dördüncü duvar. Çünkü yok.

MERT FIRAT: Aynen öyle abi. Kuvvetli bir inanca sahip olmak gerekir gerçekten. Nedir ki bu dördüncü duvar? Niçin seyirciye de dahil etmeyelim ki bu serüvene? Nedir bu seyircinin tepkisini kaale almadan ‘ben oyunumu oynarım arkadaş’ samimiyetsizliği. Duyuyorsun, oradan sesler geliyor, seyircinin nefesi kulağında, üstüne üstlük görüyorsun da... Niye yani? Dramda da komedide de seyircinin nefes aldığı güldüğü yeri de oyunun içine alıp birlikte yürümek mümkün oysa ki...

 

TURGAY YILDIZ: Ben seni tanıdığımda da hem tiyatro bölümünde öğrenciydin hem de bir tiyatro festivali organize ediyordun.

MERT FIRAT: Evet evet, sizin yanınıza gelmiştim o zaman.

 

TURGAY YILDIZ: Evet ben o zaman mezunlar derneği başkanıydım hatta dernek olarak da senin düzenlediğin festivale destek verdik.

MERT FIRAT: Evet birinci Ankara tiyatro buluşmasıydı. Sizin logonuzu da kullanmıştık. Bütün biletleri satmıştık ve başarılı bir organizasyon olmuştu. Hem Dil Tarihli arkadaşların hem sizin çabanzla. Derslere katılmak zorunluydu ödev şeklindeydi dersler. ikinci yılında bırakmak zorunda kaldım. Çok zordu hayat benim için orada. Altı yedi işte çalıştım, garsonluk yaptım, aşçı yamaklığı, aşçılık yaptım hatta. Bulaşıkçılık yaptım vestiyerde çalıştım oynadığım tiyatroda. “Hastalık Hastası”nda oynadım doktorun çantasını taşıyan figürandım. Vestiyerden çıkıp oyuna, oyundan çıkıp vestiyere giriyordum. Kimse hatırlamıyordu zaten beni hatırlayan olursa da ha siz şeydiniz sahnede falan. Tv8’in arşivinde çalıştım, bir yandan da sınava hazırlandım. Bir gün baktım Devlet Tiyatrosu “Suç ve Ceza”yı koyuyor ve yardımcı oyuncu arıyor. Gittim Kazım Akşar oradaydı ona dedim ki, ben bu oyunda görev almak istiyorum. “Şarkı söyleyebilir misin?” dedi, “evet” dedim, “dans eder misin?” dedi, ona da “evet” dedim. “İyi yarın gel seçmelere katıl fiziğin de iyi zaten” dedi. “Tamam” dedim, gittim. Sabah provaya çabuk kaynaştım grupla; oyunlar oynuyorlardı yaratıcı drama tarzında oyuncular birbirine kaynaşsın diye. Sonra teksti okudum. Çıkıp “bunu okuyabilir misin?” dediler, “okurum” dedim. Öyle başladı işte macera. Sonra DTCF Tiyatro Bölümünün sınavı açıldı.

 

TURGAY YILDIZ: Sonra?

MERT FIRAT: Okul devam ettim. Sonra işte Bizim Evin Halleri dizinde oynadım.

 

TURGAY YILDIZ: Onda da bir tek ben oynamadım galiba, sokaktaki simitçi bile oynadı ben oynamadım.

MERT FIRAT: Doğru valla... Oynamayanı dövüyorlardı. Bu arada yine okula girdikten sonra Ya Sabır Oyuncuları diye bir topluluk vardı böyle.

 

TURGAY YILDIZ: Ya Sabır?

MERT FIRAT: Ya Sabır oyuncuları. Gazi üniversitesi’nden bir topluluk işte sahneleri yok kimse onlara sahne vermiyor.

 

TURGAY YILDIZ: Bu yüzden mi ya sabır?

MERT FIRAT: Evet. Bana “oynar mısın?” dediler, ben de “olur oynarım” dedim. Onlarla da “Nazımdan Mektup” diye bir oyunda çalıştım.

 

TURGAY YILDIZ: Bitti okul?

MERT FIRAT: Okulun ikinci sınıfında Commedia d’ell arte ile tanıştım. İtalya’da Antonio Fava diye bir adam vardı. Bir de Merve diye arkadaşım var benim, ikimizi İtalya’ya davet etti. Bir belgesel çekeceğim, siz de bu projenin içinde yer alın dedi. Tamam dedik gittik. Dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen insanlarla bir topluluk kurmuştu Fava, biz o ekiple Commedia dell’Arte çalıştık. Bir buçuk ay falan.

 

TURGAY YILDIZ: İtalya’da mı oldu?

MERT FIRAT: Evet. Derken aynı sene ben Los Angeles’a gittim 45 gün Amerika’da kaldım. Orada da Eric Morris’i buldum onunla çalıştım. Dizilerden organizasyonlardan kazandığım parayı buraya aktardım aslında. Sonra mezun oldum tez falan. Bu arada oyun atölyesinin bütün oyunlarını izliyordum. Kemal Aydoğan’ı çok beğeniyordum. İlk koyduğu oyundan itibaren takip ediyordum. Sohbet de ediyorduk arada. Bu arada sınav açmışlar seçme. Onu da bir arkadaşımdan telefon sohbeti sırasında öğrendim. “Haberin yok mu yarın son gün atla gel, belki alırlar” dedi. Aynı gün İstanbul’a geldim. Selçuk ağabeyi (Selçuk Aydoğan) buldum. İşte parça hazırlayacaksın dedi sana yanlış söylemişler yarın değil bu gün son gün.

 

TURGAY YILDIZ    : Eyvah eyvah!

MERT FIRAT:  Aynen abi, iki tane Shakespeare istiyorlar. Bende bir tane Ağzı Çiçekli adam var. Bir de “Hamlet” miydi, yok “Atinalı Timon” onu da aldım. Tiyatronun karşısında bir market vardı daha inşaattı ama yapılıyordu oraya girdim Timon’un ezberini yapmaya çalışıyorum falan. Sonra çıktım oynadım. On beş gün sonra aradılar tamam gel seninle çalışacağız. Ben de o olaydan sonra İstanbul’a taşınmaya karar verdim. Ha bu arada ondan önce İşte Benim diye bir dizi vardı 8 bölümlük. Onda da oynadım. O sırada da Hırçın Kız’ın provaları başladı. Sonra bir dizide daha oynadım ATV’de Yersiz Yurtsuz, Ferdi Tayfur oynuyordu, Şerif Sezer falan. İşte Oyun Atölyesi dönemi başladı, Hırçın Kız iki sezon sonra Testosteron sonra da Antonius ile Kleopatro sonra da işte Moda Sahnesi hikayesi...

TURGAY YILDIZ: Sen ortaya karışıksın biraz tıpkı hayatın gibi ha? (Gülüşmeler) Hayatın karışık, işlerin karışık, okumayla çalışma karışık

MERT FIRAT: Aynen abi aynen... Gazino hayatı da şöyleydi abi. Benim Nerdesin Firuze filmini sevmemin sebebi de budur aslında; ben İMÇ’nin o halini gördüm. Nerdesin Firuze’deki o adamları tanıyorum ben, bildiğin Unkapanı. Babamın orada ofisi olduğu için yazları Unkapanı’na gidiyordum, çay içiyordum oranın kahvesi vardı. İşte orada herkes tanırdı beni, çocuğum daha.. Kuliste uvertür olur, dansöz olur, sazcılar olur. İşte onlar akord yaparlar, prova yaparlar.

 

TURGAY YILDIZ: İlginç hikayelerin var mı gazino döneminden? Acı ya da tatlı?

MERT FIRAT: Acı var tabi çok kavga oluyorda mesela. Kavga çıktığı zaman beni hemen kulise atıyorlardı. Bir şeyi unutmam. Bir elektrik direği yıkılmıştı babam sahnedeyken elektrikler kesildi. Geride on parça var müşteriye kalk git de denmez o saatte. Hemen mumlar yakıldı, orkestra zaten orada hazır. Ama mikrofonsuz söylemesi gerekiyor.

 

TURGAY YILDIZ: Tabi mikrofona mum takılamıyor.

MERT FIRAT: Evet aynen. Sazlar çok piyano ve intim çalmışlardı. Parçayı, yumuşak, babamın sesini bastırmadan. Çok da güzel olmuştu onu unutamam mesela. Tam bir müzik ziyafetiydi benim için. Kimse çatal kaşık oynatmıyor. Herkes susmuş ve babamı dinliyor. Hem de seyirci başka bir şeye dönüştü. Bir dakika ya müzik dinliyoruz dediler... Makber de söylendi tabii... Kötü olay da dediğim gibi çıkan kavgalar. Bir kere bir adam vurulmuştu mesela. Ama çok ilginçtir gazinolar, çalışanları, müşterileri, tipler çok ilginçtir bambaşka bir dünya... Değnekçi mesela kıyafeti başka olduğu için tuvalete girerken müşteri gibi bir ceket giyip içeri geçerdi.

TURGAY YILDIZ: Düşünüyor musun filmini yapmayı?

MERT FIRAT: Düşünüyorum abi kesinlikle. Oranın kendine özgü bir adabı vardır. Başka bir cumhuriyet gibidir gazinolar.

 

TURGAY YILDIZ: Şöhretin sendeki karşılığı nedir? Kimileri hayatın her yerde ve her zaman herkes tarafından bilindiği ve takip edildiği için şöhretin bir tür kölelik olduğunu söylüyorlar. Kimileri de şöhreti bir var olma biçimi olarak görüyorlar. Sen ne taraftasın ya da yeni bir yol söyler misin bize? Şöhret olmanın bir bedeli var mı?

MERT FIRAT: Şöhret gelip geçici bir durum, o yüzden bunun farkında olup bu duruma ne kadar az kapılırsan o kadar az üzülürsün. Ben bu ünü kendi projelerimi gerçekleştirebilmek ve inandığım konulara daha fazla dikkat çekmek için kullanıyorum

 

TURGAY YILDIZ: Gelelim ışıkçısı sesçisi dekorcusu kostüm tasarımcısı oyuncusu yönetmeni hep birlikte el ele vererek kurduğunuz mucize tiyatro ‘Moda Sahnesi’’nin hikayesine. Ben elbette inşaatından var oluş aşamasına kadar geçen her süreyi biliyorum, ama lütfen senin ağzından bu mucize hikayeyi dinleyelim. Nasıl oldu? Bir sene öncesinde yine herkesin çok emeğinin olduğu bir tiyatroda; Oyun Atölyesi’nde idiniz sonra bir takım şeyler yaşandı ve siz oradan ayrıldınız bu tiyatroyu kurdunuz.

MERT FIRAT: Moda sahnesi için maddi ve manevi her şeyimizi ortaya koyduk, herkes inanarak çalışıyor burada birlikte bir hayat inşa ediyoruz. Moda’dan başlayarak var olan kültür hayatını doğru biçimde etkilemeyi hedefliyoruz, seyirciyle kurduğumuz ilişkinin de farklı olmasını istiyoruz. Sadece bilet satmak değil seyirciyle iletişim de kurmak istiyoruz. Yeni fikir ve eleştirilere açığız, Moda Sahnesindeki yaşam içinde biz de bir şeyler öğreneceğiz, Moda Sahnesiyle birlikte büyüyeceğiz. Moda Sahnesi Kadıköy’de yeniden hayata geçen bir kültür merkezi, tiyatronun, sinemanın, müziğin aynı mekanda var olabildiği bir alan. Hepimizin böyle yerlere ihtiyacı var ve biz on iki kişi olarak bu yapıyı güçlendirmek için çalışıyoruz.

 

TURGAY YILDIZ: Teşekkürler Mert Fırat, dünyanı bizimle paylaştığın için... Perdeniz açık, seyirciniz çok, alkışınız bol olsun...

Bu haber toplam 1582 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.