Bir asır sonra yeniden üniversitede… Türk Müziği’nin muhteşem dönüşü

Bir asır sonra yeniden üniversitede… Türk Müziği’nin muhteşem dönüşü

Bir zamanlar Türkiye’nin müzik alanında önde gelen isimlerini yetiştirmiş İ.Ü. Devlet Konservatuarı, 100 yıla yakın bir süre sonra Türk Müziği Ana Sanat Dalı ile kapılarını yeniden Türk Müziği’ne açıyor.

A+A-

Türkiye’nin ilk resmi Türk Müziği Okulu olan Dârülelhan (Melodi Evi) bugünkü adıyla İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvar'ında bugünlerde haklı bir heyecan hâkim. Bir asrı geride bırakmış bu müzik okulunda şimdiye kadar sadece sertifika programlarıyla üniversite çatısı altına girebilmiş Türk Müziği için yeni bir ana sanat dalı kuruldu.

Türk Beşlileri, Cemal Reşit Rey, Leyla Gencer gibi müzik sanatının her alanında birer ekol olmuş pek çok ismin yetiştiği İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvar'ının Kadıköy'deki dersliklerinde, programın açılmasında büyük emekleri olan İ.Ü Devlet Konservatuvarı Ana Sanat Dalı Başkanı Armağan Elçi,  Dr. Seda Düzyol Yılmaz ve Dr. Yusuf Benli, Türk Müziği'nin yıllar sonra tekrar konservatuvarın koridorlarında yankılanacak olmasıyla ilgili yaşadıkları heyecanı Reel Haber'e anlattı.

dsc_2081-001.jpg

‘Bu okuldan yetişenlerin geçmişteki gibi ekol olmalarını istiyoruz.”

Öncelikle 100 yıldan fazla zaman önce Darülelhan ‘Melodi evi’ adıyla kurulan Türkiye’nin en eski ve en köklü eğitim kurumunda, yıllar sonra yeniden Türk Müziğinin notaları yankılanacak? Nasıl hissediyorsunuz? Bu program sizin için ne ifade ediyor?

Armağan Elçi: Biz çok heyecanlıyız. Heyecanlı olmamızın temelindeki neden de İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı kökenlidir. Darülelhan da Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçişteki ilk ve tek resmi müzik okuludur. Bu bağlamda düşündüğümüzde Türk Müziği bugüne kadar yarı zamanlı sertifika programları ile bugüne kadar burada okutulmuş. Biz kendimizi Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk meclisinin ilk vekilleri gibi hissediyoruz. Biz üç hoca 100 yıl sonra kurulmuş Türk Müziği Ana Sanat Dalı’nın üyeleriyiz. Bu anlamda çok heyecanlı ve gururluyuz.  Şu anda biz konservatuardaki müzik bölümünün altında Türk Müziği Ana Sanat Dalı olarak kurulduk. Hedefimiz: İlerde müstakil olarak Türk Müziği Bölümü olmak ve Klasik Türk Müziği ile Türk Halk Müziği olmak üzere iki ana sanat dalına ayrılmak.

Biz 2018 yılı itibari ile kurulduk fakat lisansımızı henüz açamadık, henüz öğrenci alamıyoruz.  Çünkü prosedür olarak yetişemedik. Umarız 2019-2020 Eylül ayında ilk öğrencilerimizi alacağız.  15 öğrenci almayı hedefledik.  Türk Müziği Ana Sanat Dalı’nın eğitmen kadrosunda yer alan Seda Düzyol Yılmaz ve Yusuf Benli hocalarımızla birlikte güzel bir enerji oluşturduk ve çok heyecanlıyız. Umarız bu halka daha da genişleyecek.

Bir de çok uzun yıllardır var olan bir Türk Müziği Sertifika Programımız var. Yarı zamanlı program şeklinde söyleniyor.  Özellikle halk müziği ve sanat müziği açısından baktığımızda burada gerçekten çok önemli kişileri anmamız gerekir. Mesela sanat müziğinden bir Rıza Rit ve ismini vermeye kalksam saatler sürecek birçok hocamız var. Bu, halk müziği için de geçerlidir. Müzik, hem de sahne sanatları alanında hepsi birer ekol olmuş çok önemli sanatçılar, Türk Müziği kültür emekçileri bu okuldan yetişmişler. Bu anlamda okulun değerin çok büyük olduğunu düşünüyoruz.

Seda Düzyol Yılmaz: Sanırım benim heyecanım diğer hocalarıma göre biraz daha fazla. Çünkü ben buradaki sertifika programının 5 yıl öğrencisi oldum.  İsmail hakkı Özkan gibi değerli hocalardan çok iyi bir eğitim aldım. Şu anda Türk Sanat Müziği bölümdeyim ve usul nazariyat dersi veriyorum.  Dolayısıyla eğitimimi tamamladıktan sonra ilk olarak burada öğretmen olarak görev almam benim açımdan çok gurur verici. Bu nedenle kendi enerjimi daha fazla verebileceğimi düşünüyorum. Armağan hocamın yüksek enerjisi sayesinde biz üç hoca bir aradayız. Ben de bu halkanın daha da genişleyeceğine inanıyorum.

Yusuf Benli: Öncelikle Prof. Dr. Armağan Elçi ve Dr. Öğretim Üyesi Seda Yılmaz hocam ile birlikte burada olmaktan onur duyduğumu belirtmek istiyorum. Bizim, İstanbul Üniversitesi’nin misyonuna yakışır bir şekilde görev üstlenmemiz gerektiğine inanıyorum. Türk Müziği Ana Sanat Dalı’nın İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı içerinde kurulmasında Armağan hocam, Prof. Dr. Pınar Somakçı hocam, konservatuar müdürümüz Prof. Dr. Aygül Günaltay ve sayın rektörümüz Mahmut Ak hocanın büyük emekleri vardır.  İstanbul Üniversitesi; Türkiye’nin ilk üniversitesidir. Bu nedenle Türkiye’nin bilim hayatında çok önemli bir yeri var. Konservatuarın Türk Müziği Ana Sanat Dalı’nı kurması ile Anadolu kültürünün ve Anadolu müzik hafızasının dünyaya açılmasını buradan sağlayabiliriz. Bu daha başlangıç.  Ben inanıyorum ki değerli hocalarımız ile birlikte Anadolu müzik kültürünü geleceğe taşıyabiliriz. Yunus Emre’den günümüze kadar gelen ozanlık geleneğini ve içine gömülü olan müzik kültürünü, tarihi derinlikleri ile dokularıyla birlikte, hiçbir veri kaybına uğratmadan arşivlemeyi misyon edindik.  Ben kendimizi bu okulda ve bu kadro ile çalışıyor olmaktan dolayı çok şanslı hissediyorum.

İlerleyen zamanlarda inanıyorum ki halk müziğimizin yaşayan değerlerini Armağan hocam buraya davet edecek ve burada onlarla atölye çalışmaları yapılacaktır. Prof.Dr. Alaaddin Yavaşça’dan Erol Deran, Yücel Paşmakçı, Mehmet Erenler, Arif Sağ, Yavuz Top’a kadar tüm değerli hocalarımız bu okuldaki atölye çalışmalarına katılacaklar. Çünkü belki tarihsel süreç içerisinde kesintilere uğramış olabilir ama burası bu işin ilk başıydı.

Armağan Elçi: 

İstanbul Üniversitesi gibi Türkiye Cumhuriyeti’nin köklü ve ilk üniversitesi çatısı altındaki konservatuarda Türk Müziği eğitiminin hala sertifika programıyla girmiş olması yetersizliğini zaman içinde gösterdi. Ben ilk başladığımda Etno Müzikoloji ve Folklor Ana Bilim Dalı’nda görev aldım. Yakın zamanda bazı üniversite konservatuarlarının kapanması paralelinde bize öğrenci gönderdiler. Ve gönderdikleri öğrenciler de Türk Müziği öğrencileriydi. Bizim müzikoloji içerisindeki müfredat da buna uygun olduğu için biz o öğrencileri mezun etmek adına otomatik olarak kurum müdürümüz Aygül hanımın rehberliğinde bir Türk müziği programı açma durumda kaldık. Yani ‘Programı kim kurdu’ derseniz Prof. Dr. Aygül Günaltay ismi çıkar karşımıza.  Büyük bir heyecanla ilk meşaleyi yakan odur. Daha sonra Müzikoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Pınar Somakçı hocamızla dört yıllık dersleri hazırladık.  Bence Türk Müziği Ana sanat Dalı. İstanbul Üniversitesi’ne hem de bünyesinde devlet konservatuarına 100 yıl sonra gelen çok güzel bir armağandır.

 

Konservatuarda yıllar sonra Türk Müziği bölümünün açılmasının arkasında nasıl bir öykü var?

Şunu da belirtmek isterim ki sertifika programımız ile lisans programımız arasında nitelik açısından hiç bir fark yok. İkisine de aynı titizlikle yaklaşıyoruz. Ayrıca şunu da belirtmek isterim ki biz derslerimizi seçerken performansın yanı sıra naziri bağlamda da yan disiplinlerle örüntüleyerek bir bütün oluşturmayı amaçlıyoruz. Müzik sosyal bilimlerin merkezinde olan bir disiplindir. Müzik sosyolojisi, müzik felsefesi, antrolopoloji, sosyoloji, halk bilim… Bunların hepsi bir bütün. Bugün biz Çanakkale Savaşı ya da Kars’ın kurtuluşu ile ilgili bilgileri ozanların deyişinde ya da halkın yaktığı o anonim türkülerde arıyoruz.  Türk Sanat Müziğine baktığımızda da keza öyle. Osmanlı döneminde bestelenen müzik eserleri o dönemin dili, kelime hazinesi ile ilgili bize bilgi veriyor.

gytyh-004.jpg

 

 “Kamil insanı ,erdemli insanı yaratmak tamamen sanatın ve müziğin işidir”   

Programın misyonu ve vizyonu nedir?

A.E: Bizden yetişen öğrenci hem nazari bilgilere sahip olacak hem de icracı olacak. Buradan mezun olan öğrenci buradan aldığı temel üzerine kendi kişisel inşasını da koyduğunda yapacağı mesleğe güçlü bir şekilde hazır olacaktır. Bizim hedefimiz farkındalıkları yüksek güçlü yetenekler ve gençler yetiştirmek.

S.D.Y: Nazari bilgiler ve icracılıkta güçlü olmanın yanı sıra eskiden hocalarımızdan aldığımız bize verdiği Türk müziği kültürünü de burada edinecek bu programın öğrencileri. Osmanlı’dan gelen edep kültürünü şimdiki gençlerin yitirdiğini görüyorum. Duruş ve sahne adabı icrayı tamamlayan en önemli unsurlardır.

Bu nedenle öğrencilere bununla ilgili telkinlerde bulunmamız gerektiğini düşünüyorum.

Y.B:  Öncelikle bir işin felsefesinin algılamanın çok önemli olduğunu düşünüyorum. Malumunuz felsefe düşüncenin mikroskobudur. Bu programın var olma nedenini doğru algılayıp öğrencilerimize doğru algılatmamız gerekiyor. Çünkü geçmişini bilmeyeni geleceği topa tutar. Biz geçmişimizi öğrencilerimize doğru aktarabilirsek işte o zaman biz Anadolu müziğini, bu felsefeyi, bu öğretiyi geleceğe aktarabiliriz.  Dünyada her şey bir popülist mantık üzerinde ilerlerken biz burada popülizmden uzak,  bilim mantığıyla bu işin felsefesini topluma ve geleceğe aktarmalıyız. Önümüzde çetin ve yoğun bir süreç var ama bunu yapabiliriz.

Heykeltıraş Auguste Rodin,  Düşünen Adam Heykeli ile düşünmenin gücünü anlatırken, Anadolu’daki ozanlarımız ‘Başımızda beyin vardır düşün biraz insanoğlu, Beyin yoksa neyin vardır düşün biraz insanoğlu’ sözleriyle aynı noktaya dikkat çekmiştir. Müziğin gizemini kendi ruhunuzda hissedip geleceğe aktarmak adına çalışacağız. Ben bugün burada olabildiysem beni yetiştiren hocalarımın bana aktarmaları sayesinde buradayım.

ergergt.jpg

 

“Batı, kültür sanat araştırmalarımızı bizden önce yapmış”

Türk Müziğinin bugün dünyadaki yeri nedir? Biz Türk müziğine sahip çıkabiliyor muyuz?

A.E: Türk müziği yurt dışında çok kıymeti bilinen bir disiplin, bilim dalıdır. En acı olan da şudur:  Batı kültür sanat araştırmaları alanında bizi bizden 100 yıl önce çalışmış. Yani Almanlar’ın Herder’i türkünün önemini anladığında biz de hiç bir çalışma yoktu. Sadece ozanları bu geleneği sürdürüyordu. Pir Sultan Abdal’dan bugüne kadar gelen hatta daha eskilere dayanan süreci batı bizden çok daha iyi çalışmıştır maalesef. Bizdeki kültür aydınlanması çok geç olmuştur. Batı’daki Fransız Devrimi, sanayileşme süreci ve beraberinde kültür ve sanatın oturması için gelen akımların getirmiştir. Biz bunları maalesef bir yüz yıl sonra fark edebilmişiz. Bugünkü kültürel erozyonun nedenini de ben buna bağlıyorum. Hemen fark edememek ve hemen kendimizle ilgili araştırmaları yapamamaktır. Bugün gençlerin takip ettiği  ‘hastası’ olarak dinlediği eserler, o eserleri icra eden sanatçıların esin kaynakları halk müziği ve sanat müziği sanatçılarıdır. Bizim burada kendi adımıza, çünkü biz hem hoca hem de icracıyız, dikkat etmemiz gereken nokta şu olmalı: geleneksele sahip çıkarken (hem enstrüman, hem eser anlamında)  mevcut durumdaki çağdaşı yakalamak. Rumeli’den Balkanlar’a, Türkmeneli’ne kadar müzik ruhunu öğrencilere özümsetmemiz gerekiyor. Biz kültür erozyonunun önüne ancak bu şekilde geçebiliriz.

Türk kültürünün en önemli anahtarı müziktir. Bunun en somut örneği Dede Korkut hikâyeleridir.

 

yuuu.jpg

“Müziğin büyüleyici gücünün farkında olmalıyız”

Konfüçyüs: “Bir milletin mutlu ve ahlaklı bir şekilde idare edilip edilmediğini anlamak isterseniz o memleketin müziğini dinleyiniz. Müzik devlet kurar, devlet yıkar” . Müzik sanatının dinleyiciler üzerinde sosyo kültürel açıdan etkileri nelerdir?

A.E: Konfüçyüs’ün yanı sıra “Türküler halkın ruhudur” demiş Alman Herder. Türküler bir milletin oluşumunda çok önemli bir yer tutuyor.

Y. B: Müzik bir kültürün içine gömülüdür.  Yani siz doğumdan ölüme kadar geçen her süreci sanatla ifade ediyorsunuz. Çocuk doğduğunda annesi onun kulağına ninniyi okuyor, öldüğünde de arkasında ağıtlar yakılıyor. Anadolu coğrafyasında sanat çok hâkim. Özellikle bağlama enstrümanı bizim kültürel kimliğimizin aktarılmasında ve yaygınlaşmasında çok önemli bir rol oynar. Anadolu müziğinin taşıyıcı enstrümanlarının başında bağlama gelir. Bağlama vesilesiyle aktarılan kültür, profesyonel sanatçılar tarafından yaygınlaştırılıyor. Akademi dünyasında da yeni öğrencilerle sürecin devamı sağlanıyor.  Bizim burada bilimi ve kültürel belleği, kültürel taşıyıcılığı merkeze koyarak bir davranış ve eğitim süreci oluşturmamız lazım. Asıl olan şudur ki: Biz müziğin büyüleyici gücünün farkında olmalıyız.  

A.E: Bizim üniversitemizin parolası da bu zaten biliyorsunuz. “Geçmişten geleceğe bir köprü!”

 

 

“Sorunlu, sorumlu ve zorunlu sanatçılar var”

Bu okulda yetişen öğrencilerinde pek çok isim şimdi birer ekol oldu.  Bu programın açılması ile birlikte sizler de birer ekol yetiştirmeye mi adaysınız?

Y.B: Türk Beşlileri’nden Leyla Gencer’e dünya çapında başarılarını ispatlamış pek çok sanatçı bu okuldan yetişmiş. Ben sanatı şu şekilde kategorize ediyorum: Sorunlu sanatçı, sorumlu sanatçı, zorunlu sanatçı. Biz sorumlu tarafta durarak görevimizin bilincindeyiz.

“Genç nesil Bugün Âşık Veysel’in eserini Tarkan’dan dinliyor”

S.D.Y: Popüler müziğe çok fazla meyil etmiş bir nesil ile karşı karşıyayız. Bugün Âşık Veysel’in eserini genç nesil Tarkan’dan dinliyor. Burada bizim için önemli olan Aşık Veysel, Pir Sultan Abdal gibi böylesine önemli değerli hissederek yaşatmak.

A.S: Bizim buradaki amacımız: yaptığımız işin temelini net bir şekilde vermek. Geleneksel çizgide devam etmelerinden değil, işin ham maddesini sağlamaktan bahsediyorum. Bunun yanı sıra burada alacakları 4 yıllık eğitimin yanında bir de ufuk oluşturmak. Buradan mezun olduktan sonra kendi mesleklerinde Türkiye’de ya da uluslararası alanda neler yapabilecekleri konusunda onlara ufuk oluşturmayı çok önemsiyoruz. Bu okulun geçmişindeki dinamikleri gibi yetişip ekol olmalarını istiyoruz.

jhmymjm.jpg

 

“Gerçek bir silah, bağlama ile ortadan kaldırılabilir”

Y.B: Unutmadan ekleyelim. Bu okulun çok önemli derleme çalışmaları mevcuttur. Ben derleme yaptığım bir çalışmadan bahsederek son sözümü söylemek istiyorum. Amasya’da derleme yapmak için bir köye gittim. 85 yaşındaki dedeye bu sürece nasıl başladığını sorduğumda bana şöyle cevap verdi:

Ben 13-14 yaşımdayken bir düğüne gittim. Düğünde silahlar atılıyordu. Ben de o heyecanla babama da tabanca almasını söyledim. Babam da bana bir bağlama verdi. Bağlamayı verirken de benden insani kâmil olma yolunda önemli temsiliyeti olan eserleri çalmamı, çalabilirsem bana tabancayı alacağını söyledi. Ben heyecanla o eserleri çalmayı öğrenmeye başladım ve 2 yıl içerisinde eserleri çalmayı öğrendim. Babamın karşısına geçip beni sınav yapabileceğini söyledim. Babam beni dinledi ve bana ‘Aferin oğlum, sen bağlama çalmayı öğrenmişsin ben sana istediğin tabancayı alacağım’ dedi. Ben de kendisine bu eserleri çalıp söyleyen bir insanın artık tabanca ile işinin olmayacağını söyledim. Bunun üzerine babam bana ‘Desene ki sen adam oldun’ dedi.

Bu hikâye gerçek bir silahın bağlama ile nasıl ortadan kaldırıldığının bir gözler önüne sermektedir.

 

 

 

 

 

 

 




 

Bu haber toplam 780 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
İlgili Haberler