Bu dönemi  bir tek Menderes dönemi ile kıyaslayabiliriz

Bu dönemi bir tek Menderes dönemi ile kıyaslayabiliriz

Her dönem baskı ile karşılaşmış Cumhuriyet Gazetesi'nde uzun yıllardır yazarlık yapan , gazeteci Miyase İlknur’a medyada kadın olmanın zorluklarını sorduk.

A+A-

 - Uzun yıllardır yazılı basının, her dönem baskı ile karşılaşmış olan Cumhuriyet Gazetesi'nin içerisindesiniz. Geçmişi ve yakın dönemi Cumhuriyet'in ve Miyase İlknur'un tarihi açısından nasıl karşılaştırırsınız?

Bugünkü dönemi bir tek Menderes dönemi ile kıyaslayabiliriz.  Darbe dönemlerinde karşılaştığımız baskılar da vardı ama sanırım onlar daha katlanılabilir cinstendi. Çünkü hiç olmazsa askeri yargı da olsa hukuka göre karar veriyordu. Askeri yargının karşısına çıktığınızda rahatlıyordunuz. Öyle uzun tutukluluklar yoktu. Bir iki karar dışında, yani Süleyman Takkeci gibi savcıları saymazsanız, nispeten basın daha rahattı. “Şu haberi basmayın!” diye karar geliyordu.  Olacakları göze alıyorsan basıyordun. Mesela Cumhuriyet o dönemde bir iki kere kapatıldı. Ama orada başına ne geleceğini biliyordun. Bugün ise başına ne geleceğini kesinlikle kestiremiyorsun. Hangi habere, hangi gazeteciye takacaklarını bilemiyorsun. Bilsen dahi hukuka güvenemiyorsun. O nedenle bu dönem ancak Menderes dönemi ile kıyaslayabilirim. Bir onda mahkemeler gerçekten talimatla çalışırdı. Sayı olarak da Menderes döneminde tutuklanan gazeteciler bugünkü ile kıyaslanamayacak kadar az. Yine o dönemde de yine yandaş basın vardı ama muhalif basın daha fazlaydı. Bugün ise neredeyse tümüyle yandaş basın. Ana akım medyada eskisi gibi patronlar gazeteci kökenli olmadığı için onlar da kendi iş konumlarına göre yayın politikalarını oluşturuyorlar. Muhalif diye saydığımız basın kuruluşu beşi geçmiyor. Bu durumda da sesiniz kısılıyor. Bu dönem gazetecilik açısından hiçbir dönemle kıyaslanmayacak kadar kötü bir dönem.  

BASIN DEDİĞİM BEYAZ YAKALILARDAN DA EĞİTİMLİ BİR SINIF. BURADA BİLE KADIN AMELE, ERKEKLER YÖNETİCİ

 -  Gazetecilik açısından hiçbir dönemle kıyaslanmayacak kadar kötü bir dönemde olduğumuzu, gazetecilerin sesinin kısılmak istendiğini ifade ettiniz. Bu atmosferde ‘kadın’ kimliğinizin sizi zorladığı oldu mu?

Bir kere zaten medyada kadınlar her dönemde dezavantajlıdır. 50’li, 60’lı yıllarda neredeyse kadın gazeteci yok denilecek kadar az.  70’li yıllarda bu durum biraz iyileşiyor ve kadın gazeteci çoğalıyor.  80’den itibaren kadın gazetecilerin sayısı erkek gazetecilerin sayısını geçti. Şu anda gazetecilikte kadın gazeteci sayısı daha fazla ama amele sınıfı olarak fazlayız. Kadınlar bir iki istisna dışında, yönetici olamıyor. Bir iki istisna olmuştur ama onlar da çok kısa süre olmuştur.  Yazı işleri müdürü kadınlar, ben de bir dönem yazı işleri müdürlüğü yaptım, sayıca çok azlar.  Basın dediğin beyaz yakalılardan da eğitimli bir sınıf. Burada bile kadınlar amele erkekler yöneticİ. Zaten iktidar, kadının gülmesinden, etek boyuna, yürüyüşünden makyajına kadar laf söylüyor. İlahiyatçıları saymıyorum bile. Yani bizi eğitimli kadın olmak da kurtarmıyor.

Genelde patronlar yöneticilerini erkeklerden seçiyor. Patronlar onlarla daha iyi anlaşıyor galiba. Sanırım kadın daha itiraz eden daha köşeli düşünen bir varlıktır.  Mesela patron bir kadına “Benim şu ihaleyi de takip ediver, hazır başbakan ve bakanlarla da görüşüyorsun ara iyi” dediğinde kadın muhtemelen itiraz eder. Bunun kötü örnekleri var tabi. Ama bunların sayısı erkeklere göre inanın daha azdır. Kadın erkeklere göre daha sistematik düşünür. Belki de kadınlar yerimizi alır daha başarılı olur diye başlarına bela etmek istemiyorlar, korkuyorlardır.

Muhabir olduğum dönemlerde önemli bir konu ile ilgili birini konuşturmam gerektirdiğinde dua ediyordum içimden kadın olmasın diye. Çünkü erkeklerden çok daha kolay bilgi alabiliyorsunuz. Ama kadını konuşturmanız için senaryolar uydurmanız gerekir. Kadın leb demeden leblebiyi anlar. Konuşturmak çok zordur.

YA GAZETECİLİĞİN HAKKINI VERECEKSİNİZ YA DA BU İŞİ YAPAMAYACAKSINIZ

 - Sizin hakkınızda yazılanları okuduğumuzda en çok kullanılan kelimeler "dobra, harbi, cesur"  Bir kadın gazeteci olarak medyada dobra ve cesur olmak konusunda ne düşünürsünüz?

Araziye uyacaksanız yapmayacaksınız bu mesleği. Başka bir iş yapmalısınız. Bizim bir şefimiz vardı. Kızdığında kadın gazetecilere yönelik çok aşağılayıcı sözler söylerdi.  “Babacım bırak bu işleri sen git evinden mantı aç” derdi. Şimdi ben her iki cins için söylüyorum. Ya gazeteciliğin hakkını vereceksiniz ya da bu işi yapmayacaksınız. Bu dönemler geçer. Hiçbir diktatörlük nihai olarak sürmez. Bu dönemler geçip de özgür yaşama döndüğümüzde insanların yüzüne bakabilmeniz gerekir. ‘Sen o dönemde neler yazdın?’ dediklerinde alnının akı ile çıkabilmek önemlidir.  2008’den 2013’e kadar Ergenekon korkusunun yaşatıldığı bir dönem yaşadık. Bugün nasıl herkese bu FETÖ’cü bu PKK’lı deniliyorsa o dönemde de herkese bunlar Ergenekoncu deniliyordu. ‘ Ama hukuk dışına çıkıldı’ denildiğinde ‘Sen Ergenekoncuları mı, askeri vesayeti mi savunuyorsun?’ deniliyordu. O dönemde kendine sosyalistim, liberalim diyen özgürlükçülüğü savunan insanlar bile o rüzgâra kapılmıştı. ‘Oh oh askeri vesayet ile yüzleşiyoruz. Hukukun dışına çıkılsa ne olur. Bir şey olmaz’ diyenler oldu. O dönemde de ben her yerde yüksek itirazla bu dönem geçecek böyle kalmayacak diyordum.  O dönem geçti ve onlardan öğrendiklerini icra eden daha büyük kumpaslar dönemi başladı. O dönemde konuşan arkadaşlara bakıyorum şimdi bağırıyorlar. Ben de onlara “Bonjour” diyorum.  Korku döneminde katıldığım birkaç televizyon programlarında da bağırdım.  Bu meslekte şöyle bir akım var. Genel havaya bakar, büyük koro ne söylüyorsa ona yelken açar. O koroya katılmak çok kolay. Ama istersem tek kişi kalayım o benim umurumda olan gerçek.  

Şu dönemde istediğim gibi bağırıp konuşabiliyor muyum? Vallahi konuşamıyorum. Şu aralar zaten yasaklıyım herhalde televizyonlara da çağırmıyorlar. En son çıktığımda Cumhurbaşkanı’na ağır eleştiriler getirmiştim. Bir ambargo konuldu. Ben Twitter’ı çok aktif kullanırım. Evde yatan hasta annem olunca Twitter’dan da elimi çekmek zorunda kaldım. Ne yalan söyleyeyim içimden geçen çok şey var. Tek olsam yapardım. 

  - Türkiye'de Alevilik üzerine yazan, Alevi örgütlenmesini yaygınlaştıran çalışmalarınız var. Bir kadın olarak bu konuda karşılaştığınız destekler ve zorluklar nelerdir?

Orada kadın olarak değil de Alevi olarak zorluk yaşıyorsun. Basında Aleviliğini deklare eden ilk gazeteci benim. Ama bu zorluklara karşı mücadele etmek de insanın mayasını oluşturuyor. Ben sadece sistemden yana biri olsaydım çok monoton olurdu hayatım herhalde.

FEMİNİST KADIN DEDİĞİNİZDE ÇİRKİN, EVDE KALMIŞ KADIN İMAJI ÖNE SÜRÜLÜYOR

  -Türkiye’deki kadın hareketlerini nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Türkiye’de kadın hareketi çok eskilere dayanmasına rağmen çok da fazla istenilen sonucu vermiş değil. Bir kere erkekler tarafından küçümseniyor. Eğitimli erkekler tarafında da durum böyle. Feminist kadın dediğinizde çirkin, evde kalmış kadın imajı öne sürülüyor.  Kadınların da bunda payı var. Fiziği düzgün olan kadınlar emekle bir yere gelmek yerine görüntüsünden yararlanarak bir yere gelmek istiyorlar. Bir de ekonomik özgürlük olmadığı sürece kadın da özgür olamaz. İşsizliğin yüksek boyutlarda olduğu bu dönemde kadının, hele ki kırsaldaki kadının özgür olması çok zordur.  Bir kere ekonomik olarak eşine bağlı, çoluk çocuğu varsa baba evine de dönemiyor. Bir de gelenekler var. Hala daha kırsal alanda boşanmış dul kadınlar sürekli gözetim altında tutulması gereken bir varlık olarak görülüyor. Başarılı olamamasının sebepleri bunlar.  

Yeni yeni umut vadeden gelişmeler var. Toplum her konuda daha duyarlı hale geldi. Bundan on yıl öncesini düşündüğümüzde her gün kadın öldürülmesine rağmen yine de duyarlılık erkeklerde de kadınlarda da arttı. Bilinç artıyor ama bir taraftan da çevre tahrip ediliyor, çocuk istismarı yaygınlaşıyor, kadınlar öldürülüyor. Bu da yaşadığımız bölgesel iklim ile ilgilidir. Din faktörü ve gelenekleri mitoz haline getiren bir iktidar var. Sonra televizyonlar var. Kadın programları ve diziler bu olumsuzlukları tetikleyen faktörler. 

KADIN AİLE BAKANLIĞI, “ KORKMAYIN, BİZ VARIZ” DİYEBİLMELİ

Kadınlara destek olacak kurumlara ihtiyaç var. Tamam bir Kadın Aile Bakanlığı var ama o kadın öldürüldükten çocuk tecavüze uğradıktan sonra sahip çıkıyor. Ondan önce kadınlar konusunda çalışmalar yapmalılar. Kadınlara en temel insan haklarını öğretmeliler. ‘Korkmayın, bir şey olursa biz varız’ diyebilmeliler. Kadın sığınma evlerinin sayısı çok az taşrada kaç tane kadın sığınma evi var ki. Olanı da erkek orayı keşfediyor ve kapıya dayanıyor.  SHP’nin 89’da yerel yönetimlerdeki ilk vaatlerinden biri kadın sığınma evlerinin açılması olmuştu. Ve devrim niteliğinde ilk Nurettin Sözen döneminde İstanbul’da açıldı. Sonra bunların arkası gelmedi ve bir kısmı kapandı. Çünkü mevcut iktidar bunların yaygınlaşmasını çok istemiyordu. 

Kadın eşinden şiddet gördüğü için polise gittiğinde ‘Git evine karı koca arasına girilmez’ diyor polis. Muhtemelen o polis de evde karısını dövüyordur. Bu meseleyi polise gitmek ile çözemiyorsun maalesef çünkü şöyle bir gerçek var. Bunu küçümsemek için söylemiyorum. Polislik üniversiteye puanı yetmeyen, geleneksel yapıdan gelen yoksul aile çocuklarının öğrencilerin tercih ettiği bir meslek.  Kadınlara sahip çıkacak bir kurum olmadıkça bu kadınlar özgürleşemez, haklarını arayamaz. Batılı ülkelerde devlet korumacılığı var ve kadına yönelik şiddet konusunda cezalar ağır ve işsizlik parası, kira yardımı ile bile kadınlar çocuklarını geçindirebiliyorlar.

- Peki yerel yönetimlerin kadınlar ile ilgili çalışmalarını yeterli buluyor musunuz? Çalışmalarını beğendiniz bir belediye var mı?

Yerel yönetimler bu konuda çok önemlidir. Batı’da bütün kurumları yerel yönetimler yapıyor. Belediyelerin de kadınlara iş sahibi olmaları için beceri kazandırma eğitimleri var. Ama toplumun geneli göz önüne alındığında bunların sayısı ummanda bir damla gibi. Oysa bütün yerel yönetimler kadına hem hukuki, hem ekonomik, hem beceri kazandırma, haklarını tanıtma konusunda hizmet sunabilirlerse bu sorun önemli ölçüde çözülür. Erkekler de şunu anlar: Kadının avukat desteği var, mesleği var, sığınma evi var, ekonomik destek alabilir aciz kalmaz ve beni terk edebilir.  Bu korkuyla erkek şiddetten vazgeçebilir. 

Mesela Avcılar Belediyesi’nin bir kadın başkana sahip olması nedeniyle bu çalışmaları yürüttüğünü biliyoruz.  Başkan Dr. Handan Toprak Benli’nin yöneticilerinin de büyük bir kısmı kadın. Bu anlamda kendisini ve çalışmalarını takdir ettiğim bir başkandır.

KADINLAR ÖRGÜTLENİRSE HAKLARINI ALIRLAR

- Kadınlara 8 Mart mesajınız nedir?

Biz olmadan, biz üretmeden hiçbir şey olmaz. Tekstil, gıda gibi temel tüketim maddelerini üreten sektörler kadın ağırlıklı işçilerden oluşuyor. Tümü kadınların sırtından yükseliyor.  Fakat sendikal örgütlenme konusunda geriye gittik. Bundan 20 yıl öncesin göre yarı yarıya azaldı. Kadınların maaşları erkeklerden daha düşük, para dolaşımı çok fazla, bir iş yerinde iş çıkarılma gerçekleşmek zorunda ise herkesin yapabileceği işleri kadınlar yaptığı için ilk kadınları çıkarıyorlar. Kadınlar bir alanda kalifiye eleman olup uzmanlaşırsa onu işten çıkarmak çok zor olur.  Eğer kadınlar örgütlenirse haklarını alırlar. Bence bu yerel yönetimler, sendikalar,  kadın kuruluşları burslarla kadınları kalifiye işçi olamaya yönelik eğitimlerden geçirirlerse kadınlar vazgeçilmez kadrolar olur.

 

Bu haber toplam 1820 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.