Eğitimde doğaya ve iklime yer verilmeli

Eğitimde doğaya ve iklime yer verilmeli

TEMA Başkanı Deniz Ataç: İklim değişikliğini hissettiğimiz dönemdeyiz. Üniversitelerde bile çevre ve ekoloji öğretilmiyor. Mühendislerimiz yol, inşaat yaparken canlı yaşamına verdikleri zararın farkında değiller. Ekolojiyi temel alan eğitime ihtiyaç var

A+A-

TEMA Vakfı, ‘Yeryüzü Eğitimi: Değişen Gezegende Eğitimi Yeniden Düşünmek’ temalı Dünyanın Durumu 2017 kitabını tanıttı. İstanbul Şişli’de TEMA’nın genel merkez ofisinde düzenlenen toplantıda konuşan TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, iklim değişikliği ile birlikte dünyanın hızlı bir evrim sürecinden geçtiğini belirtti.

Ataç, “İklim değişikliğinin etkilerini hissettiğimiz ve bu değişikliğin hızlandığı bir dönemde eğitimin buna göre yapılandırılması gerekiyor. Doğaya en az zarar verecek, kopan bağları yeniden güçlendirecek bir eğitime ihtiyacımız var. Biz bunu Bakanlık izniyle yaparak 105 bin çocuğumuza ulaştık. Bakanlık bunu yaparsa milyonlarca çocuğa ulaşmak mümkün” dedi.

‘Ekoloji temelli eğitim’

Dünyanın Durumu kitap serisinde eğitim çalışmalarıyla bu yıl ilk defa yer alan TEMA Vakfı, Dünyanın Durumu 2017 kitabını tanıttı ve uzun yıllardır uyguladığı doğa eğitim programlarını anlattı. TEMA Vakfı’nın kitaba yaptığı katkılardan söz eden TEMA Vakfı Eğitim Bölüm Başkanı Ali Değer Özbakır, “Kitapta farklı alanlardan eğitim uzmanları, yeni bir çağda öğretme ve öğrenmeye yenilikçi yaklaşımlar sunuyorlar. Eğitimi dönüştürecek ve tüm öğrencileri ekoloji temelli sosyal değişimin temsilcisi haline getirecek yeryüzü merkezli eğitim uygulamalarının örneklerini inceliyorlar” dedi.

20 yılı aşkın süredir okul öncesinden üniversiteye kadar eğitim sisteminin her basamağındaki çocuklara ve yetişkinlere yönelik Doğa Eğitim Programları geliştirip yürüten TEMA Vakfı’nın bu yıl ilk defa kitapta yer aldığını belirten Özbakır, “Türkiye’de Su Varlıklarına Yönelik Tehditler Haritası” ve “Fıstığımız Bol Olsun” projesi kapsamında gerçekleştirilen çalışmaların kitapta yer bulduğunu söyledi. Ali Değer Özbakır, kitapta “Haritalama Öğrenmedir” başlığında yer alan su tehditleri haritasının, gerçek yaşam eğitimi ve yurttaş bilimi örneği olarak sunulduğunun altını çizdi. “TEMA: Çiftçileri Tarlada Eğitmek” başlığında yer alan bölümde ise mesleki eğitim ve akran etkileşimi ile öğrenme örneği olarak Nestlé DAMAK, TEMA Vakfı ve Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Antepfıstığı Araştırma Enstitüsü iş birliğiyle hayata geçirilen “Fıstığımız Bol Olsun” projesine yer verildiğini aktardı.

Eğitimde ekoloji yok, mühendisler işin yaşam kısmını atlıyor

Vakfın 20 yılı aşkın bir süredir uyguladığı yapılandırılmış Doğa Eğitim Programları’na dair bilgiler veren TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, “Programlar binlerce gönüllü öğretmenin desteğiyle her yıl 81 ilde yüz bini aşkın çocukla uygulanıyor. Doğa eğitim çalışmaları ile çocukların doğa ile olan bağlarını erken yaşlardan itibaren güçlendirmeyi, doğada keşfederek vakit geçirmelerini desteklemeyi, doğaya duyarlı davranış ve tutumlar sergileyen bireyler olmalarına katkı sağlamayı, fiziksel, bilişsel ve sosyal gelişimlerini desteklemeyi amaçlıyoruz” şeklinde konuştu. Ataç, ayrıca “İklim değişikliğinin etkilerini hissettiğimiz ve bu değişikliğin hızlandığı bir dönemde eğitimin buna göre yapılandırılması gerekiyor. Doğaya en az zarar verecek, doğayla kopan bağları yeniden güçlendirecek bir eğitime ihtiyacımız var. Biz bunu, Bakanlık izniyle yaparak 105 bin çocuğumuza ulaştık. Bakanlık bunu yaparsa milyonlarca çocuğa ulaşmak mümkün olacak. Bugün üniversitelerde yetişen mühendisler çevre, ekoloji eğitimi almadığı için sadece işin kar kısmını düşünerek, oradan yol geçtiğinde, inşaat yapıldığında hangi canlının, yaşamın nasıl zarar göreceğini bilmeden proje yapıyorlar. Biz buna karşı girişimlerimizi sürdürüyoruz” ifadelerini kullandı.

Doğa, fiziksel ve psikolojik gelişim için çok önemli

Çocukların gelişiminde ve eğitimde doğanın önemine ilişkin bilgiler veren TEMA Gönüllüsü, Eğitim Bilimci, Yazar Dr. Özgür Bolat, “Günümüzün en göze çarpan sorunlarından biri çocukların doğadan uzaklaşması, doğal dünyaya yabancılaşması, servislere ve kapalı sınıflara sıkışması. Aslında yemek yememe sorununun altındaki gizli dinamiklerden bir tanesi yiyeceklere yabancılaşmaları ve onlarla ilişki kurmamaları. Türkiye’de 8-14 yaş arası çocukların yüzde 56’sı evdeki vakitlerini teknolojik aletlerde oyun oynayarak geçiriyor. Bunun sonucunda 21. yüzyılın çocukları günlerinin beş saatini dijital medya ile etkileşim halinde geçirirken sadece yarım saatini açık havada geçirebiliyor. O da genelde doğadan uzak oluyor” dedi.

Dr. Özgür Bolat, “Size insanların dört duvar arasında, avlusu olan, etrafı çitlerle çevrili, belli zamanlarda avluya çıkma izni olan, kapısında birilerinin beklediği, insanlar oradan ayrıldıklarında mutlu oldukları bir yere ne isim verilir diye sorsam aklınıza hapishane gelir. Ama yanıt okul. Gümüzün eğitimi bu. Çocukları yaşamdan kopuk bir eğitim anlayışı. ABD’de yapılan bir araştırmaya göre doğada vakit geçiren insanların bilşsel seviyelerinde yüzde 20’lik bir artış gözlenmiş. Doğada vakit geçiren çocuklar problem çözmede daha başarılı oluyor, dayanışmayı ve iş birliğini öğreniyor. Bu bakımdan hafta sonu ailecek yapılacak bir doğa gezisi internette ya da alışveriş merkezlerinde geçirilecek zamandan daha fazla mutluluk verecektir” şeklinde konuştu.

Bu haber toplam 395 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.