İklim değişiyor ama harekete geçmiyoruz

İklim değişiyor ama harekete geçmiyoruz

Cerrahpaşa Orman Fakültesi’nden Prof. Dr. Doğanay Tolunay, iklim değişikliği konusunda uyarıyor: Bizi neyin beklediğini biliyoruz ama uyum projesi geliştirmiyoruz

A+A-

BirGün Gazetesi'nden Yağmur Öztürk, kuzey ormanlarına giren mega projelerin bolca gündeme geldiği şu günlerde, İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Orman Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Doğanay Tolunay ile yaptığı söyleşide, evrensel bir sorun olan iklim değişikliği, uyum projelerini, olanı ve yapılması gerekeni, 2005 yılından itibaren iklim değişikliği konularıyla, özelinde de ormanların atmosferdeki karbondioksiti bağlaması ve küresel ısınmayı azaltıcı etkileri konuşuldu.

İşte o söyleşi:

Dünyamız ne durumda, iklim değişikliği nasıl bir boyut aldı?

İklim değişikliği giderek daha geri dönülmez bir noktaya doğru gidiyor. Küresel ısınma ve iklim değişikliği birbiriyle etkileşimde. Aynı şey gibi ifade edilse de küresel ısınma bir neden, iklim değişikliği ise bu ısınmanın bir sonucu. Dünya ısınıyor. Sıcaklığımız giderek artıyor. Küresel ısınma için sanayi devrimi temel alınır ve 1850 yılına göre Dünya’nın ortalama sıcaklığı 1 derece arttı. Isınma hızı da sürekli olarak artıyor. Özellikle 1990’lı yılların ortalarından itibaren. Önümüzdeki 15-20 yıl içinde kritik eşik olan 2 derece ısınmaya ulaşılabilir.

Bu sıcaklık artışı Dünya’da nelere sebep oluyor?

Daha fazla buharlaşmaya neden oluyor. Bu buharlaşmayla atmosfere daha fazla su buharı gidiyor. Atmosferde artan su buharı yağış olarak geri dönüyor. Buharlaşmanın çok yoğun olduğu yerlerde kuraklık meydana geliyor. Dolayısıyla ısınma sonucunda iklim değişikliği meydana geliyor. İklim değişikliği de coğrafi enlemlere göre farklı şekilde kendini gösteriyor. Türkiye’nin bulunduğu enlemlerde yağışlar azalırken, kuzey enlemlerde ise yıllık toplam yağışlar artış gösteriyor. Yağışların şekli değişiyor. Havadaki su buharı miktarının artmasına bağlı olarak ani sağanak yağışlarda artış görüyoruz ve bunun sonucunda seller oluyor.

Şehirlerimizin modeli iklim değişikliğine uygun mu? Örneğin yağışlardan sonra caddeler göle dönüyor. Nasıl önlemler alınmalı?

Doğru olmadığını söyleyebilirim. Gelecekte iklim değişikliği olarak Türkiye’yi nelerin beklediğini biliyoruz. Bununla ilgili olarak Meteoroloji Genel Müdürlüğünün raporları var. Türkiye’nin uluslararası sözleşmeler gereği hazırladığı raporlar var.

iklim-degisiyor-ama-harekete-gecmiyoruz-512724-1.

Türkiye’yi neler bekliyor?

Örneğin 2070’li yıllarda Türkiye’de ortalama sıcaklıklar bugüne göre 3-4 derece daha sıcak olabilir. Yağışların yüzde 40 kadar azalabileceği öngörülüyor. Seller çok gündemde. Gelecekte özellikle Karadeniz ve Akdeniz sahillerinde daha fazla sağanak yağış görülecek. Dolayısıyla bunlara karşı önlem almamız gerekiyor. Bu çalışmaların adı da ‘iklim değişimlerine uyum çalışmaları’. Bu konuda büyük eksiklikler görüyorum ben. Uyum çalışmaları beklenen olumsuz etkiyi en aza indirmek için yapılan çalışmalardır. İnsanların dolu alarmı verildiğinde araçlarını korumak için üzerlerine battaniye sermeleri uyum çalışmalarına güzel bir örnektir.

Verimli alanlar yapılaşmamalı

Bunları değiştirme şansımız var mı?

Var. Sera gazı salımlarını azaltmak. Sera gazı salımlarına neden olan en büyük etken fosil yakıtlar. Fosil yakıt tüketiminin azaltılması gerekli. Ayrıca arazi kullanım değişiklikleri ve ormansızlaşma da önemli miktarda sera gazı salımına neden olmakta. Bunun için ormanlardan başka kullanımlara izin verilmemeli, verimli tarım alanları ve meralar yerleşime açılmamalı. Yine tarımdan kaynaklı emisyonlar olabiliyor. Çeltik üretiminde ya da hayvan gübrelerinin ayrışmasında metan gazı çıkışları olabiliyor. Bunlara önlem alınmalı. Sadece bizim almamız da yetmez. Çevre sorunlarında tüm ülkeler birbirini etkiler. Dolayısıyla Paris İklim Anlaşması kapsamında tüm ülkelerin sera gazı salımını azaltmak için adım atması gerekiyor. Her sektörde bu yönde adım atılmalı.

Seçimlere kadar düşünüyorlar

Hükümet iklim değişikliği konusunda nasıl bir politika izlemeli?

Ülke genelinde yapmamız gereken şey ekonomik kalkınma modelimizi bir gözden geçirmek. Enerji yoğun sektörleri minimalize etmemiz gerekiyor. Bunların başında inşaat ve tabii inşaata bağlı olarak demir-çelik sektörleri geliyor. Yenilenebilir enerji kaynaklarına ağırlık vermeliyiz. Büyük bir potansiyelimiz de var, özellikle güneş enerjisi konusunda. Betonlaşmadan uzaklaşmamız gerekiyor. Mega projelerin neden olduğu sera gazı salımı 2009-2016 yılları arasında 4 buçuk milyon ton CO2 civarında. Türkiye’nin 496 milyon ton kadar olan yıllık sera gazı salımlarına eklenmedi de bu rakam. İkinci yapılması gereken de uyum. Türkiye olarak gelecekte bizi neler bekliyor biliyoruz. Bakanlıklar da biliyor. Bu bilinenler ışığında da sektör sektör uyum projeleri geliştirilmeli. Bunların uzun vadeli planlanması gerekir. Ama işte sorun burada. Bizde politikacılar kısa vadeli düşünüyor. En uzun vade 5 yıl sonrasıdır, bir sonraki seçimdir.

Üretimimiz fosil yakıt odaklı, karnemiz kötü

İklim değişikliğine uygun politikalar yürütüyor muyuz? Gerektiği kadar ciddiye alınıyor mu bu konu?

Geride olduğumuzu söyleyebilirim. Olacakları biliyoruz ama harekete geçmiyoruz. İklim değişikliği uyum kapsamında neredeyse sıfır çalışma var. AB destekli birkaç çalışma yapılmaya başlandı ama günlük hayatımıza baktığımız zaman iklim değişikliğine uyum konusunda çok zayıfız. Bu konuda toplum, politikacılardan daha önde geliyor. Tabanda, halkta, çiftçilerde hatta şirketlerde, firmalarda büyük bir bilinçlenme söz konusu. Çünkü doğrudan etkileniyorlar. Ama genel olarak baktığımız zaman ülkenin iklim değişikliği konusunda çok fazla bir politikamızın olduğunu söylemek mümkün değil. Bu nedenle sera gazı salımlarını azaltmak konusunda karnemiz kötü.

Kuzey ormanlarına yapılan mega projeler İstanbul’un havasını nasıl etkileyecek?

Şimdiden etkilemeye başladı. Şu anda yapımı devam eden 3. Havalimanı Ekim ayı sonunda açılsa da pistlerin yapımına 2030’lara kadar devam edilecek. Benzer şekilde 3. Köprünün bağlantı yolları da daha tamamlanmadı. Bu mega projeler çok büyük kazı dolgu projeleri olduğu için inşaat çalışmalarında çok yüksek miktarda toz kirliliği oldu. Bu toz da kuzeyden esen rüzgârlarla kent içine kadar ulaştı. Zaten kentsel dönüşüm nedeniyle ve trafik nedeniyle şehir içinde hava oldukça kirliydi. Toz kirliliği haricinde inşaatta kullanılan iş makinaları ve kamyonların egzozlarından çıkan kirleticiler de hava kalitesini olumsuz olarak etkilemekte.

Mega projelerin hava kalitesini düşürdüğünü söylediniz. Suya olan etkisi ne?

İstanbul’un en önemli içme suyu havzası Anadolu Yakasındaki Ömerli. Bir diğeri de Avrupa Yakasındaki Terkos Gölü. 3. Köprü bağlantı yolları Ömerli baraj havzasının ve Terkos Gölü’nün havza sınırları içinden geçiyor. 3. Havaalanının bir kısmı yine havzanın içinde, havaalanının su yüzeyine uzaklığı 2 kilometre. Havaalanının inşaatı sırasında Terkos’u besleyen birkaç dere tamamen kapatıldı. Dolayısıyla su sağlanan alan küçüldü. Kanal İstanbul da havaalanıyla Terkos Gölü’nün arasından geçecek. Kanal İstanbul’un Terkos Gölü su yüzeyine uzaklığı 500 metre ve yine havzanın daralmasına neden olacak. Kanal İstanbul aynı zamanda İstanbul’un yaklaşık 20-25 günlük suyunu sağlayan ve hâlâ kullandığımız bir içme suyu havzası olan Sazlıdere’nin içinden geçiyor. Artık kullanılmaz duruma gelecek. Dolayısıyla bu büyük projeler içme suyu kaynaklarını olumsuz etkiliyor.

Bu haber toplam 194 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.