Kadına Şiddet; Türleri ve Travma

Kadına Şiddet; Türleri ve Travma

Kadına yönelik şiddet tarih boyunca bütün Dünyayı en derinden etkileyen insanlığın en temel problemidir. Günümüzde ise yaşamımın can acıtıcı sorun olmaya devam ediyor.

A+A-

Kadına şiddet konusunda birçok tanım var.  Ancak biz, Birleşmiş Milletlerin bu konuda yaptığı tanımı ele alarak başlayalım. Birleşmiş Milletler kadına yönelik şiddeti  “ister kamusal isterse özel yaşamda meydana gelsin, kadınlara fiziksel, cinsel veya psikolojik acı veya ıstırap veren veya verebilecek olan cinsiyete dayanan bir eylem veya bu tür eylemlerle tehdit etme, zorlamaya veya keyfi olarak özgürlükten yoksun bırakma” şeklinde tanımlamaktadır..

Nasıl oluyor da bir birey başka bir bireye şiddet uyguluyor? Hatta öldürüyor? Psikopatolojinin nasıl geliştiği ve şiddetin nasıl ortaya çıkması ile bir örnek üzerinden bakacak olursak,  hemen hemen her gün gazetelerin üçüncü sayfalarında kadın cinayeti haberleri ile karşılaşıyoruz. Bir gazetenin üçüncü sayfasında “eve alkollü gelen koca karısını silahla vurdu”  haberi ile karşılaştığımızda “yine canımızdan bir can eksildi” diye düşünebiliriz. Ya da “dünyada her gün kadınlar ölüyor” düşüncesi bizi çaresizliğe itebilir. Peki bu erkek nasıl bu hale geldi? Süreç analizi yaparak psikolojik hastalıkların (psikopatolojinin) ve ona bağlı  şiddetin nasıl ortaya çıktığını değerlendirmek gerekir. Yine örneklerden gidecek olursak; Erkek ekonomik sıkıntılar yaşayan bir ailenin tek çocuğudur. Anne ve babası şiddetli geçimsizlikten dolayı boşanmıştır. Çocuk annesi ile kalmaktadır, kışları okur yazları ise çalışıp meslek sahibi olmaya çalışmaktadır. Çocuk liseyi bitirince çalışmaya başlar. Ekonomik nedenlerden dolayı üniversiteyi okuyamaz. Sonra askerlik çağı gelir, her erkeğin yaptığı gibi o da zorunlu olan askerliğini yapar.  Askerliğini Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde çatışmalı bölgede yapar. Sürekli operasyonlara katılır. Sürekli tedirgin ve korku içindedir. Yine bir gün operasyona çıktığında yoğun bir çatışmanın içinde bulur kendini. Ortalık şiddet filmlerini aratmayacak kadar korkunçtur. Birçok arkadaşını gözünün önünde kaybetmiş. Kendisi yaralı bir şekilde kurtulmuştur. Uzun bir tedavinin sonunda sağlığına kavuşmuş sonra da terhis olmuştur. Terhis olup evine geldiğinde artık o eski delikanlı değildir. Yaşadığı travmanın etkisi ile zor günler artık onu beklemektedir (Travmanın ve yaşadığı psikolojik sıkıntıları aşağıda detaylı bir şekilde yazdım). Travma sonrası stres bozukluğu belirtilerinin çoğunu yaşamaya başlamıştır. İşine gidip gelir ama bir türlü uyuyamaz. Sürekli huzursuz ve keyifsizdir. Artık askerliğini bitirdiğine göre evlenme zamanı da gelmiştir. Münasip bir kızla da görücü usulü nişanlandırılır. Bu arada bir gün yine huzursuzken arkadaşı bira içmeyi teklif eder. O gece alkolün etkisi ile çok rahat ve huzurlu uyumuştur. Artık rahat uyku uyumanın sırrını keşfetmiştir(!) Her gün bir bira içer ve uyur fakat sabahları kalp çarpıntısı ve huzursuzluk tekrar başlar. Alkol almak için akşamı dört gözle bekler. Zamanla tolerans geliştirdiği için daha çok alkol almaya başlar. Düğünü olur ve eşi ile yaşamaya başlar. Alkol alışkanlığı evliliğin ilk dönemlerinde azalsa da sonraları tekrar artmaya başlar. Süreç içerisinde erkek alkol bağımlısı olur. Eşi ile ilişkileri bozulmaya başlar. Sohbet edemez, ani öfkelenmeler ve şiddet başlar. Bu durum eşini kendisinden her geçen gün daha da uzaklaştırır. Alkol bağımlılığından dolayı kişi paranoya geliştirir ve eşi ile bozulan ilişkisi de onu bu paranoya yumağının içerisine iyice sürükler. Artık eşini kıskanır ve sağlıklı bir iletişimi yoktur ve eşinin kendisini aldattığına dair düşünceleri daha da gelişir. Artık onun huzursuzluğunu daha da derinleştiren paranoyaları da vardır. Artık travma sonrası stres bozukluğuna eşlik eden bir bağımlılık süreci de başlamıştır. Yine bu olumsuz saplantılı düşünceler onu tekrar alkol masasına götürür. Kötü düşünür “eşim beni aldatıyor” ve kötü hisseder. Sonra daha da kötü düşünür “zaten benimle de yatmak istemiyor” der ve daha da kötü hisseder. Bir kadeh daha içer. “Bıktım artık bu durum böyle devam etmez,  artık eşim beni sevmiyor.” Çok daha kötü hisseder. Aşırı alkol yükü ile eve gelir. Eşi kapıyı açar ve daha çok içtiğini görünce “Allah kahretsin yine içmişsin” der. Erkek “evet çünkü sen beni sevmiyorsun hayatında da başka biri var değil mi” diye çarpıttığı düşünceleri eşine kusar. Kadın ise her gün aynı manzaranın yaşanmasından bıkmıştır artık. Çok sinirlenir, tahammül edemez boyuttadır. Erkeğe dönüp aslı olmadığı halde “evet biri var, senden bıktım artık” der. Bunun üzerine erkek silahını çeker ve kadını öldürür.

Şimdi burada asıl suçlu kim? Sağlıksız bir evliliğin çocuğu olmak mı, ekonomik sıkıntılar mı, eğitimsizlik mi, askerde yaşadığı travma mı, travmanın tedavi edilmemesi mi, sağlıksız evliliği ya da eşi mi? Kim ya da ne?

Kadına yönelik şiddet birçok unsuru kapsadığı gibi birçok çeşidiyle de uygulanıyor. Ana başlıklar halinde bunlara değinecek olursak:

Cinsiyete dayalı şiddet

Kadının fiziksel olarak erkekten daha güçsüz bir yapıya sahip olduğu gerçek. Bu yönü ile kadının, fiziksel şiddette en çok zarar gören taraf olduğunu bütün veriler gösteriyor. Kadın çalıştırılırken daha düşük ücretlerle çalıştırılıyor, maaşı kocası tarafından elinden alınıyor. Bu da kadına yönelik ekonomik şiddetin göstergeleri. Kadın  kendi özgür iradesi ile hareket etmek istediğinde eğer bu erkeğin hoşuna gitmezse erkek kadına karşı  yenik düştüğünü  düşünür ve  öfkelenir. Erkek bu öfkesini kontrol edemez (etmez) çünkü fiziksel olarak nasıl olsa alt edebileceği biridir kadın. Erkek kadına fiziksel ya da psikolojik şiddet  uygulayarak sindirir ve artık erkek galiptir, kadını yenmiştir(!) Aynı zamanda kadın olduğu için okutulmaması, yönetici yapılmaması,  kıyafetine etek boyuna karışılması ve arkadaşları ile görüşülmemesi ciddi sosyal şiddet göstergeleridir.

Zorunlu evlilik

Yaşadığımız coğrafyada geleneksel olarak evliliğin sadece fiziksel ihtiyaçları ve temel ihtiyaçları karşılama şeklinde algılanması zorunlu evliliğe neden olan sebeplerdendir. Örneğin erkeğin ailesine bakmak zorunda olması, mirasın aile içinde kalması gibi. Diğer taraftan namus kavramı yüzünden “kızım büyüyor acaba biri kızıma yan bakar mı ya da kızımın sevgilisi olursa insanlara ne derim” gibi takıntı haline gelmiş yersiz kaygı yaratan düşünceler (obsesyonlar) zorunlu ve erken evliliğe neden olan durumlardan bir tanesi maalesef! Bu da kadının sevmediği biri ile evlenmesi anlamına gelir ki bu durum beraberinde kuşkusuz cinsel şiddetle birlikte diğer şiddet türlerini  doğurmaktadır. Aynı zamanda erken evlilik kadının ekonomik özgürlüğünü elde etmemsi, eğitimini tamamlayamaması kadını erkeğe bağımlı hale getirmektedir. Burada da çok rahat bir şekilde ekonomik şiddeti doğurmaktadır. Bunların yanı sıra zorunlu evliliğin içerisinde psikolojik, duygusal ve sosyal  şiddeti görmemiz oldukça aşikar bir durum, değil mi!

Tecavüz, evlilik içi tecavüz ve ensest

Tecavüzü okumak, tanık olmak, duymak ve yazmak, bu konulardan bahsetmek içimizi gerçekten ne kadar acıtıyor değil mi! Olsun ben yine de yazacağım, içim acısa da, sizi üzse de yazacağım. Düşünün öyle bir hikaye ki danışanınızla konuşurken yaşadığı travmanın etkisiyle geliyor size. Babası tarafından cinsel istismara maruz kalmış. Kız on bir yaşındayken yaşadığı travmayı bir yıl sonra annesine babası daha da ileri gittiği için anlatıyor. Bunun sonucunda anne ve babası boşanıyor. Kız yirmi yaşına gelince annesi babası ile tekrar bir araya geliyor. Kız daha önce ayrıldığı sevgilisini arayarak “halen beni istiyorsan kaçalım” der istemeyerek de olsa kaçtığı kişi ise bir madde bağımlısı. Kız artık iki arada ve derede çaresizdir. Boşanmak istese babasının evine gidemez, gitmek istese bile bağımlı koca onu ölümle tehdit etmektedir. Yaşadığı travma kadında nasıl bir etki yarattığını Amerika Psikiyatri derneğinin tanı kitabı olan DSM-5 tanı kriterlerine bakarak analiz edelim.

Peki travmanın tanımı ile başlayalım: Kişinin korkunç bir olay karşısında sergilediği fiziksel, duygusal, zihinsel ve ruhsal tepki. Bu tanımı yaptıktan sonra gelin bu kadına yönelik empati kurmaya çalışalım ve kadının travma karşısında neler yaşadığına hep beraber bakalım ne dersiniz?

Travmada fiziksel belirtiler

Endişe veya panik atak nöbetleri, uyku bozukluğu, kabus görme, yeme problemleri, herhangi bir uyarana karşı aşırı duyarlı olma örneğin sese karşı hassas olma. Yorgunluk, fiziksel ağrılar ve gelişen bağımlılık davranışı. Bu bağımlılık davranışı maddeye karşı olabileceği gibi kişiye karşı da olabilir. Canımız acıdı değil mi? Daha bitmedi.

Travmada zihinsel belirtiler

Düşünce ve davranışlarda değişiklik yaşanır. Kişi travma anına giderek anı tekrar tekrar yaşar. Bu düşünceler dikkati dağıtır, kişi hep anılara yönelir. Çevresel faktörlere karşı duyarlı olur. Örneğin ani korkular sergiler. Depresyon, umutsuzluk ve intihar düşünceleri kişiyi çok rahatsız ettiği için kişi kendini kapatır. İnsani ilişkileri bozulur çünkü çok kavgacıdır. İç dünyasında sürekli çatışma halindedir. Beynini toparlayamaz, konsantre olamaz. Böylece sorunlarını çözmede güçlük yaşar. İş yapamadığı için verimi düşer ve kafası karışıktır. Gündelik hayatta problemlerini yalnız başına çözemez. Yaşadığı travma kişide utanma, suçluluk ve öfke duygularını çok derinden yaşatır, yaşadığı acıyı sürekli bastırmaya çalışır. Olumsuz düşünceler daha da felaketleşerek  hayatını daha da zorlaştırır. Kötü hissedecek ve böylelikle yaşam onun açısından acı ve ızdırap veren bir durum haline gelecektir. Bu durum ise onu öz kıyıma (intihar) daha da yaklaştıracaktır.

Travmada duygusal belirtiler

Ağlama, suçluluk hissetme,  utanma öfke duygularını kişi inişli-çıkışlı şekilde çok yoğun olarak yaşayacaktır. Kişi konuşamaz utanır, reddeder, sürekli üzgündür. Dikkati çok artar, olaylara aşırı duygusal tepkiler verir. Bu da kişide meseleleri kişiselleştirmesine neden olur. Çok alıngan olduğu için duygularını kontrol edemez ve kötü hisseder ve bununla başa çıkamaz. Birinin desteği olmadan kendi başına karar alamaz duruma gelir, odaklanma sorunu yaşar ve Dünyaya ve kendine  karşı olumsuz düşünceler artacaktır. Bu olumsuz inançlar hep olumsuz düşünmesine neden olacaktır ki bu durumu genelleyip kendini yaşama karşı daha da kapatacaktır.

Travmada ruhsal belirtiler

Kişi bütün bu olumsuzlukların karşısında yaşama dair inancını kaybeder ve canlı kalmak istemez. Yaşamın anlamı kaybolur, ciddi bir inanç krizi yaşar. “Ben iyi bir insanım bunlar neden benim başıma geldi tanrı beni sevmiyor” düşüncesi kişideki iyimserliği ortadan kaldırır. kendini terk edilmiş ve yalnız hisseder. Böylece kendi kimliğini kaybetmiş şekilde dünyaya ve yaşama yabancılaşır. Dünya artık anlamsızdır.

Dönüp bu noktada kendimizi sorgulayalım. Bunları yaşayan, yaşam inancı tükenmiş biri bize ne katar? Hiç değil mi! Kadını kendi sapkınlık ve arzuları üzerinden travmaya maruz bırakınca, bir anneyi, bir eşi, bir teyzeyi, bir ablayı, bir halayı v.b. bitiriyoruz değil mi? bu aslında toplumun sonu anlamına gelmiyor mu? Bir ruh sağlığı çalışanı olarak çok iyi biliyoruz ki depresyon da kaygı da bulaşıcı. Yarattığımız hastalığın bize bulaşmasının da kaçınılmaz olduğunu umarım çabuk idrak ederiz.

Tecavüz, evlilik içi tecavüz ve ensest kavramlarını yazarken travma konusunda açtığım bu kocaman parantezi kapatıp izninizle devam etmek istiyorum.

Bir savaş silahı olarak tacavüz dahil savaş suçları

Çok da uzağa gitmeye gerek yok, hemen yanı başımızda barbar örgütler tarafından kadının kaçırılması, pazarda eş olarak veya cariye olarak satılmasına Şengal’de canlı olarak tanık olmadık mı? İşte savaş üzerinden kadının kullanılması hem kadının canını hem de bunların karşısındaki toplulukların canını yakmıştır ve yakmaya da devam ediyor. Yüz binlerce kadının acısı, çocukları ve eşlerinin ölü bedenleri üzerinden fotoğraflanıyor. Kadın yüreği kanadıkça kanıyor. Kişisel bakım beslenme gibi temel ihtiyaçlar zaten ortada yok.

Başlık parası, şiddet ve namus cinayeti dahil, cinayet ve fiili saldırı

Evet empati kurmaya devam edelim. Kadının  dayak yemesi, fiili saldırıya uğraması fiziksel şiddeti gösterdiğini belirtmeme gerek yok değil mi? cinayetler hele namus cinayetleri bir kadını öldürürken başka bir kadını da nasıl kahrettiğini halen yaşıyoruz. Kadın kaçırma, fuhuş çeteleri, aynı zamanda evlilik için kadın kaçırma kimin eliyle neden, nasıl ve niçin oluyor? Bu acıları kadın daha ne zamana kadar yaşayacak. Bu ölümleri daha ne zamana kadar yaşayacak.

Kadını bu hale getiren erkek evet ama burumun nedeni ise toplum diye düşünür ve bakış açısı geliştirirsek sorunları daha iyi değerlendiririz diye düşünüyorum. Siz ne dersiniz?  İşte bu noktada süreç analizi ya da psikopatoloji oluşumunu anlatırken buna değinmek istedim. Arabesk şarkıların içinde kadına şiddeti “ya benimsin ya toprağın” şeklinde meşrulaştırmayalım artık. Renkleri “mavi erkek, pembe kadın rengidir” şeklinde cinsiyete özgü kılmayalım artık. “Saçı uzun aklı kısa” tanımlamalarla kadını aşağılamayalım artık. Kadın bedenine ait organları kullanarak cinsiyetçi küfürler kullanmayalım artık. Kadın şiddetini meşrulaştıran bu konuda çocuklarımızı yanlış yönlendiren masallar ve çizgi filmlere evlatlarımızı maruz bırakmayalım artık. Bu örnekler daha da çoğaltılabilir. Sağlık psikolojisinin temel ve birincil amacı önleyici hizmet. Bu yüzden  asıl önemli olan şey psikolojik bir rahatsızlığın oluşumunun önüne geçmek çünkü hastalık oluştuktan sonra toparlamak mümkün ama zor.

Kaynak: Amerikan Psikiyatri Birliği. (2003). DSM-5. İstanbul: HYB Yayınları

Bu haber toplam 738 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.