Kılıçdaroğlu projelerini anlattı: 'Türkiye dolara boğulur'

Kılıçdaroğlu projelerini anlattı: 'Türkiye dolara boğulur'

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Türkiye'nin katma değeri yüksek ürünlerin üretimine geçmesi gerektiğini vurgulayarak, bunu sağlayacak projelerini anlattı.

A+A-

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, aralarında iş insanları ve oda başkanları ile siyasi parti temsilcilerin de bulunduğu Çorum'daki STK temsilcileriyle bir araya geldi. Kılıçdaroğlu'nun, muhtarların da katıldığı STK'lar buluşmasındaki konuşması satır başlarıyla şöyle:

Türkiye'nin hangi konumda olduğunu, ben de siz de biliyorsunuz. Türkiye'yi bugün bölgesinin yıldızı haline nasıl getirebilir, sıkıştığı çemberden çıkartabiliriz. Türkiye bu kapasiteye sahip midir? Bunu anlatacağım. İçeride ne yapacağız, dışarıda ne yapacağız? Yani içeride ve dışarıda politikalarımız ne olacak? 

 

'İnsani Genişleme ve Bilgi Politkaları Kurumu kuracağız'

İçeride şunu yapacağız. Gelişmiş her ülke planlama yapar. Kendi ülkesinin 100 yıllık geleceğini planlar. Planlamayı yapanlar o ülkenin en akıllı insanlarıdır. Geleceği, ufku geniş olanlar gelir, ülkelerinin geleceğini planlarlar. Geleceğe giden bu dünyada Türkiye nasıl söz sahibi olacak? Bunun planlanması lazım. Bugün bir gerçek var. Devlet Planlama Teşkilatı bugün yok, kapatıldı. Yetkisi bakanlıklara devredildi. Planlama uzmanlarının alt, üst kimliği olmaz. Üniversiteden yeni mezun olan ufku geniş kişiyi hemen planlama teşkilatını alırsınız. Bilimdeki gelişmeleri kavrar ve politikalarınızı hızla değiştirirsiniz. İnsani Genişleme ve Bilgi Politkaları Kurumu kurmak zorundayız. Niye insani gelişme? Çünkü bütün bu gelişmelerin odağında insan olduğu için. Bilgi olmadan bütün bunların olması mümkün değildir. Bütün bunları bir araya getirecek ve Türkiye'nin önümüzdeki 100 yılını planlayacağız.

'Devlet liyakat üzerine kuruludur, siyasette liyakat yoktur'

Ülkenin geleceğini planlamak başka bir şeydir. Siyaset kurumu devleti yönetmek üzere gelir. Devlet olmak üzere gelmez. Hükümet ayrıdır, devlet ayrıdır. Devlet bakidir, hükümet geçicidir. O devletin nereye gideceğini hepimizin konuşması lazım. Devlet liyakat üzerine kuruludur, siyasette liyakat yoktur. Devlette şef olmanız için üniversiteyi bitirmeniz, belli bir süre çalışmanız gerekir. Ama siyasette bir ilkokul diploması, savcılıktan temiz kağıdı yetiyor. Başbakan olabilirsiniz. Devletle hükümet arasındaki bu ayrımın çok önemli olduğunu bütün kanaat önderlerinin bilmesi lazım. Bu gerçeği bilerek bizim politika üretmemiz lazım.

Beton ekonomisi mi, üretim ekonomisi mi?

Devlet dediğiniz kurumun sürekli çıtasını yükseltmesi ve dünyada karar sahibi olması lazım. Siyasette adalet her zaman tartışılabilir ama devletin temeli adalettir. Madem Türkiye'nin geleceğini planlayacağız ne yapmamız lazım? İki gerçek var önümüzde. 1- Beton ekonomisi, 2- Üretim ekonomisi. Bu iki noktada siyaset kurumunun karar vermesi lazım. Bu ülkenin tasarruflarını üretime mi, betona mı yönlendireceğiz. İkisi arasında fark var. Betona yönlendirirseniz işsizlik kronik hale gelir, tasarruflar bir yöne gider ve Türkiye bilgi çağını kaçırır. Üretime yönlendirirseniz Türkiye bilgi çağını yakalamak zorunda, sanayici yarına hazır olmak zorundadır. Bunları yapmak ve yaşatmak zorundasınız. 

'Üretimi planlamamız lazım'

Üretime yönlendirirken ne yapacağız? Her önüne gelen istediğini üretecek mi? Hayır, onu da planlamanız lazım. Gelişmiş bir ülkede aynı sokakta üç berber dükkanı birden açtırmazlar. İkisi iflas eder. 'Sen olmayan sokakta gidip açacaksın' derler. Planlamanın hem insan hayatında hem ülkenin yaşamında ne kadar önemli olduğunu hepimizin kavraması lazım. Aslında planlama ailemizde de var. Ne kadar gelirimiz varsa, oturur planlarız. Devlet de geleceği planlaması gerekir? Devletin siyaset kurumu aracılığıyla yapması gereken bir şey var. Geleceği planlamamız lazım. Katma değeri yüksek ürün üretmezseniz,  Türkiye'nin dünyada söz sahibi olma hakkı yoktur. 

'Katma değeri yüksek ürün üretmeliyiz'

Ne demek katma değeri yüksek ürün. Hepinizin  taşıdığı cep telefonları. Yazılımı vardır, nano teknoloji kullanılmıştır. Hayatın her alanıyla ilgili bilgileri artık elinizde ve cebinizde taşıyorsunuz. Bunu üretmek çok değerlidir. Bir cep telefonunun parçaları 6 ayrı ülkede üretilir ve getirilir bir başka ülkede monte edilir ve biz onları alırız. Siz 6 TIR dolusu makine halısı üretirsiniz, o bir çanta dolusu cep telefonuyla sizden daha fazla para kazanır. Türkiye'nin yükselmesi gereken alan katma değeri yüksek ürün üretmekte yatıyor. 

'Nasıl üretilecek?'

Peki katma değeri yüksek ürün nasıl üreteceğiz? Üniversiteler bilgi üretecek. Bilgi üretmeyen bir toplumun katma değeri yüksek ürün üretme şansı yoktur. Bilgi üretmek aslında bizim inancımızın da bir gereğidir. Ramazan ayındayız. Manevi duygularımızın en yoğunlaştığı aydayız. Bilgi de inancımızın gereğidir. Sevgili Peygamberimiz, 'İlim Çin'de bile olsa gidip öğreniniz' demiyor mu? Bu sadece o yüzyılın değil, yüz yılların sözüdür. Yine sevgili peygamberimiz, 'Alimin ölümü alemin ölümü gibidir' diyor. Alime, bilgiye, bilim insanına bu kadar değer veren başka bir din var mı? Hazreti Ali 'Bana bir harf öğretenin 40 yıl kölesi olurum' diyor.  Biz bilgiyi ürettik o çağlarda. İslam dünyası o çağlarda bütün dünyada bilimin gelişmesine katkı yaptı. Geldik 21. yüzyıla bütün İslam dünyası bilginin ve bilimin dışında. Bütün İslam dünyasındaki üniversitelerin sayısı ABD'deki üniversitelerden daha az. Bu bağlamda Türkiye bir çığır açmak ve bütün İslam dünyasının önderi olmak zorundadır. 

'Üniversiteler bilgi üretmeli'

Bugün geldiğimiz noktaya bakalım. 16 yılın sonunda geldiğimiz nokta şudur: Çocuklarımızın yüzde 90'ı niteliksiz okullara gidiyor. Anne babalar bunu hak ediyor mu? Yazık günah değil mi bu çocuklarımıza? Biz ufku geniş bir ülkeyiz. 21. yüzyıldan bakıp, 22. yüzyılı görmek zorundasınız. Aksi halde Türkiye kaybeder. Üniversitedeki hocanın görüşü beğenmeyebilir, yanlış olduğunu düşünebilirsiniz ama onun bilgi üretmesinin önüne engel koyamazsınız. Ne inancımız ne ahlakımız ne siyaset ahlayışımız bunu öngörür. Beğenir veya beğenmezsiniz her türlü bilgiyi üretmeliler. Bilgi üretmenin önüne duvar örerseniz Türkiye'ye yazık olur. Bunları aşmak zorundayız. 

'OSB'lerde yatılı teknoloji liseleri kuracağız'

Hangi OSB'ye gitsem, yöneticileri ziyaret etsem, söyledikleri ilk cümle, 'Nitelikli ara eleman yok'. Niçin yok? Çünkü siyaset kurumu istemiyor. Bizim düşüncemiz ne? Bütün OSB'lerde yatılı teknoloji liseleri kuracağız. O liseleri Milli Eğitim'le, o organize sanayi birlikte yönetecek. Donamını, müfredatını OSB yapacak. Hangi alanlarda eleman yetişecek, hangi alanlarda ihtiyaç var OSB  belirleyecek. 6 yıl olacak. 3 yıl okuyacak. Yatılı olacak, aileye hiçbir yük olmayacak. 3. yılın sonunda çocuk, OSB'de eğitim gördüğü alanla ilgili staja başlayacak. Staj süresince o öğrencinin sosyal güvenlik primleri Milli Eğitim Bakanlığı'nca ödenecek. Patronu görecek, makine mühendisi görecek, usta başı görecek. Hangi alanda çalışıyorsa okuldan mezun olduğunda işi hazır olacak. Üniversiteye gitmek mi istiyor? Gidebilecek. Kendi izdüşümüyle ilgili artı puanı olacak. Bu ne demektir? Katma değeri yüksek ürün üretmek açısından Türkiye'nin bir çığır, kulvar açması demektir. Eğitimi iyi şekillendirmezseniz toplumu geri götürür. 

Katma değeri yüksek ürün için girişimcilere teşvik

Katma değeri yüksek ürün üretmek isteyen bütün girişimcilere özel teşvikler gelmesi lazım. Türkiye bu treni kaçıramaz. Bakın şu anda bir başka gerçeği size aktarmak isterim. Mali affın sayısını bilmiyorum. Neredeyse her yıl bir mali af çıkar. Borçlar yapılandırılır. Çiftçisi, işçisi, memuru için herkes için bir şekilde, bir yerlerden af çıkar. İzleyeceğiniz teşvik politikasında eğer siz, vergisini ve primini zamanında ödeyen iş insanına, 'ödediğin vergi ve sigorta primi kadar sana 1 yıl süreli faizsiz kredi vereceğim' derseniz, vergisini ve sigorta primini zamanında yatırır. İşini büyütür, istihdam yaratır, kayıt dışı çalışmaya gerek yok. Ne kadar çok vergi ve prim öderse o kadar çok sıfır faizli kredi alır. Kim kazanacak? KOBİ sahibi, işçi, devlet kazanacak. Çünkü alamadığı vergi kadar gidiyor Londra lobilerine yüksek faizle borçlanıyor.

'Türkiye, freni patlamış kamyon gibi yokuş aşağı gidiyor'

Ufku dar olan bir  siyaset anlayışının Türkiye'yi yönetmesi bizi çıkmaz noktaya getirdi. Hep beraber bir otobüsün içindeyiz. Freni patlamış kamyon gibi yokuş aşağı gidiyoruz. Büyük değişim ve dönüşümleri gerçekleştiremezse, bunların tamamını kaybeder, Türkiye çağının gerisine itilmiş olur. 

'Çiftçiler büyük borç altında'

Çiftçiler büyük borç altındalar. Kendisini yakan çiftçi, işçi, işsiz var, intihar eden sanayici var. Bunlar demek ki, mutsuzlar, sıkıntıları var. Hiç rantiye sınıfından kendisini yakan, mutsuz olan duydunuz mu? Rantiye sınıfı demek ki, mutlular. Bir masa bir sandalye, o kadar. Bankada da dünya kadar para. Hangi devlet borç istiyor, 'Faizi yükselt sana parayı vereceğim yoksa vermem' diyor. Eğer ekonomiyi rantiyeye teslim etmişseniz, Türkiye'nin büyüme, işsizlik sorunu çözme imkanı yoktur. Tarım alanında Konya'dan küçük Hollanda, Türkiye'den 16 kat tarım ürünü ihraç ediyorsa, nerelere savrulduğumuzu düşünmemiz lazım.

'Anadolu Kalkınma Kuşakları'

İşsizlik bir başka sorun. Bir ülkede işsizlik varsa huzur olmaz. Evdede, sokakta da Türkiye'de de huzur olmaz. Anadolu Kalkınma Kuşakları diye bir proje hayata geçirdik. Merkez Türkiye Projesi ile beraber kamuoyuna sunduk. Anadolu'nun içi boşalıyor, herkes, 'nasıl yaşarım' diyerek büyük şehirlerin varoşuna gidiyor. Eğer siz Anadolu'nun içini doldurursanız, buraya kaç yıldır havaalanı için söz verildi yapılmadı? 30 yıldır niye yapılmıyor. Hızlı demiryolu bağlantılarının yapılması lazım. Burası Anadolu'nun kalbidir, sanayi burada atar. Çorum kendi sanayisini kendi öz birikimiyle büyütmüş bir kenttir. Aynı zamanda bir tarih kentidir.

Dünyanın en eski ve hala çalışan barajı Çorum'dadır. Ben bunu daha 2 ay önce öğrendim. Çorum tanıtılmıyor. Tarihin derinliklerine bu kadar uzanan bir kentte nasıl olur da turizm alanında bu kadar geri kalabiliriz. Amerikalısı, Almanı, Fransızı biliyor bunu ama bizim Çorum'da, Ankara'da, Yozgat'ta yaşayan vatandaşımız dahi bilmiyor. Bilmemesi tanıtma konumunda olanların görevini yapmamasından kaynaklanıyor. Çorum'u dünyaya tanıtacaklar. Dünyanın en önemli TV kanallarını getirecek, bakın 'Bu baraj 100 yıllar önce kuruldu, hala çalışıyor, dünyada örneği yoktur' diyecekler. Ve turist yağacak. Maalesef bir duvara geldik, önünde bekliyoruz, o duvarın yıkılması lazım. Çorum'un, Anadolu'nun tanıtılması lazım. Ne günahı var buradaki insanların. 'Her şeyi İzmir'e yapalım, İstanbul'a yapalım'... Peki Çorum, Çankırı, Hakkari, Diyarbakır ne olacak?

'4 milyon 210 bin kişiye ek istihdam'

İşsizliği yenmenin yolu bu. 4 milyon 210 bin kişilik ek istihdam tablosu çıkardık. 5 yıl içinde 4 milyon 210 bin kişiye ek istihdam yaratmak zorundayız. Normal kendi gelişme süreci içindeki istihdam hariç. Kalkınma Kuşakları, Merkez Türkiye Projesi, 180 bin öğretmenin atanması gibi pek çok projeyi hayata geçireceğiz. Üniversiteyi bitirmiş yıllardır işsiz olan gence, 10 yıldır atama bekleyen öğretmene neyi anlatacaksınız? Bütün bunların düşünülmesi lazım.

'Aile Sigortası Kurumu kuracağız'

Bir başka projemiz aile sigortasıdır. Ramazan ayındayız. Türkiye'nin 17 milyon yoksulu var. Onlara yardım bazen kimlikleri teşhir edilerek yapılıyor. Bizim inancımızda 'sağ elin verdiğini sol el görmeyecek' diyor. Fakir ailenin onurunu koruyacak, teşhir etmeyeceksiniz. Biz Aile Sigortası Kurumu kurarak, devletin onların doğrudan banka hesabına para yatırarak yardım yapmasını istiyoruz. Sosyal hizmet uzmanı veya muhtar belirleyecek, o ailedeki kadının hesabına ayda 1000 TL yatırılacak. Yardım kolisi değil, banka hesabına yatırılarak. Ahlaki olanı, doğru olanı, insani olanı, inancımıza uygun olanı budur. Onun yoksulluğunu teşhir etmenin ahlaki bir yanı yoktur. 

'En düşük emekli aylığı 1500 TL olacak'

'Kaynağı nereden bulacaksınız?' denilebilir. Bu haklı bir sorudur. Emekliden başlayayım. Şu anda 1 milyon 644 bin emekli 1.500 TL'nin altında maaş alıyor. Ayda 400 TL, 600 TL ile geçinen emekliler var. En alta bir sınır getirelim diyoruz: 1500 TL'nin altında kimse emekli aylığı almasın. Bu emekliye biraz nefes aldırır. Ayrıca bizim emekliye iki maaş ikramiye sözümüzdü, onu yerine getiriyoruz. 

'Asgari ücret net 2 bin 200 TL olacak'

'Asgari ücret net 2 bin 200 TL olacak' diyoruz. Çok yüksek olmadığını biliyoruz. Hesabını kitabını yaptık, ancak bunu yapabiliyoruz. Gelir vergisine tabi olmayacak. Niçin? İşveren üzerinde de ayrıca bir yükün olmamasına dikkat ediyoruz. 

'Kaynak tefeciye faiz ödenmeyerek sağlanacak'

'Çiftçinin borçlarının faizini sileceğiz' diyoruz. Bizim projelerimize karşılık 'Kaynak yok' diyorlar. Ben size iki rakam vereyim. Son 15 yılda Londra'daki bir grup faiz lobicisine ödenen faiz 151 milyar 054 milyon dolar. Demek ki tefeciye gelince kaynak var. Peki içeride devlet tahvili ve hazinesi satarak borç alan hükümet, ne kadar faiz ödedi? 687 milyar 124 milyon TL. Londra'daki ve içerideki tefecilere bu parayı kim ödüyor? Yeni doğan çocuktan başlayarak herkes ödüyor. Su içerseniz, bulaşık yıkarsanız, sinemaya giderseniz, uçağa binerseniz, ekmek alırsanız vergi verirsiniz. Bir tek teneffüs ettiğiniz havaya şimdilik vergi ödemiyorsunuz.

'1923-2002 arası 723 milyar dolar; 2003-2017 arası 2 trilyon dolar'

Peki son 14 yılda var olan hükümetler ne kadar para harcadılar? Önce geriye doğru gidelim. 1923-2002 arasında bütün hükümetler 79 yılda 713 milyar dolar para harcadılar. Keban, Atatürk, Karakaya barajlarını yaptılar, Telekom'u kurdular, depremler oldu, Kıbrıs çıkarması oldu. Bütün bunları yaşayan hükümetler 713 milyar dolar para harcadılar. Peki 2003-2017 arasında 14 yılda harcanan para ne kadar? 2 trilyon 094 milyar dolar. Ne yapıldı bu kadar paraya? Telekom mu, Karakaya mı, Atatürk barajı mı yapıldı? 'Yol yaptık, köprü yaptık'. 2 trilyon dolardan söz ediyorum. Ne oldu bu kadar para? Bu kadar paranın hesabı verilmiş mi bugüne kadar? Bunlarla fabrika yapılsaydı, fabrika yapılacak yer kalmazdı. 2 trilyon dolar para harcıyorsunuz çiftçi, sanayici, iş adamı, esnaf memnun değil. Dünya kadar işsizimiz, 17 milyon yoksulumuz var. Eksik olan ne? Eksik olan tek cümleyle söyleyeyim namuslu siyaset. 

Benim siyaset anlayışım farklı. Doğrusunu, güzelini yapacağız. Türkiye zengin bir ülke ama yönetilmiyor. Türkiye lobiler tarafından yönetiliyor. Tarım, faiz lobisi tarafından yönetiliyor. Saman, mercimek, nohut, bütün baklagiller, ayçiçek yağı, sıvı yağ ithal ediliyor. Canlı hayvan et ithal ediyoruz. Hangi gerekçeyle ithal ediyoruz? Bereketli toprağımız, çiftçimiz var. Olacak şey değil. 

'Bu projeyi hayata geçirdiğimiz zaman Türkiye dolara boğulur'

Dış politikada ne yapacağız? İçerideki kadar dışarıda da barış, huzur önemli. İlk çözeceğimiz iş, OBİT dedğimiz Ortadoğu Barış ve İşbirliği Teşkilatı'nı kuracağız. Türkiye, Irak, İran ve Suriye bir araya geleceğiz. Ortadoğu'da hangi gerekçeyle kavga ediyoruz, kan gövdeyi götürüyor. Birinin eline niye Amerika, diğerinin eline Rusya silahı veriyor. Kaldı ki, bu dört ülkede birbirinin akrabaları var. Orada da burada da Ezidiler, Kürtler, Araplar, Türkler var. Barış içinde neden bir arada yaşamıyoruz? Egemen güçlerin oyununa geliyoruz. Egemen güçler dış politikayı belirlerse Türkiye beladan kurtulamaz. O nedenle OBİT'i kuracağız. Bir araya gelip kendi sorunlarımızı çözeceğiz. Bu aynı zamanda bölgenin terörden tümden kurtulması anlamına gelir. Bu projeyi hayata geçirdiğimiz zaman Türkiye dolara boğulur. İran'da, Suriye'de bütün büyük alt yapının tamamını bizim iş adamlarımız yapar. Bu projeyi hayata geçirdiğimiz zaman Ortadoğu'nun yıldızı olacağız. Filistin ve İsrail sorununun çözümüne de en büyük katkıyı vereceğiz. 

Devlet akılla, bilgiyle, birikimle yönetilir. Hamasetle, kavgayla devlet yönetilmez. Türkiye'nin huzura ihtiyacı var. Bütün kanaat önderlerine, iş dünyasının saygıdeğer insanlarına, muhtarlara açık ve net çağrımdır. Türkiye bir yol ayrımındadır. Ya kavgayı seçeceğiz, içeride kendi kendimize kavga edeceğiz; ya barıştan, huzurdan yana bir tercihte bulunacağız. Kavgadan, gerilimden bıktık. O onu dedi, bu bunu dedi demekten bıktık. Artık huzur içinde, birlikte, kavgasız bir ortamda yaşamak istiyoruz. Egemen güçlerin Türkiye'nin politikalarına bağlılıktan rahatsızım. 'Faiz lobisi bize bir şey yapamaz'. Hayır yaptı yapacağını. 'Yükselt faizleri' dedi, 3 puan birden yükseltti. Dünyanın en yüksek faiziyle borçlanan ülkesiyiz. Bu, bu ülkenin fakir fukarasının birikimlerini yurt dışına transfer etmek demektir. Bunları aşmak zorundayız. Benim sorumluluğum var ama tek tek hepinizin ülkenize, bayrağınıza, çocuklarınıza karşı sorumluluğunuz var.

'Ülkede adalet yok'

İşe eğitimle, dış politika, ekonomi, istihdamla başlayacağız. Hiç kimsenin can ve mal güvenliği yok. Bütün iş adamlarının bir kararnamelik canı var. Bir kararname çıkarar malınıza el koyar, sizi hapse koyar. Bir de gizlilik kararı koyar, avukatınız bile akıbetinizi öğrenemez. Aylarca, yıllarca hapiste kalabilirsiniz. Paranız, dayınız, arkanız varsa çıkıyorsunuz. Ülkede adalet yok. Adaletin olmadığı bir yerde neyi yapacaksınız? Bir siyasi partinin genel başkanı mahkemeye hakim mi tayin eder? Tayin ediyorsa, o hakime kim güvenecek? Türkiye'nin bunları aşması lazım.

'Komşumuzun kimliğini, inancını, yaşam tarzını sorgular hale geldik'

Öyle bir noktaya getirdiler ki bizi, komşumuzun kimliğini, inancını, yaşamtarzını sorgular hale geldik. Caddede birbirimize selam veremez hale geldik. Türkiye böyle bir ülke miydi? Hepimiz birlikte, beraber yaşayacağız. Ne güzel söylemiş atalarımız, 'Komşu komşunun külüne muhtacız'. Biz külünden vazgeçtik, komşunun canını nasıl alırız derdine düştük. Ayrışma sadece düşmanların işine yarar. Savaş meydanlardan gelen Atatürk, 'yurtta barış, dünyada barış' diyor. Hepimiz birbirimizle barışmak zorundayız.

'Medyanın özgür, bağımsız olması lazım'

Medyanın özgür, bağımsız olması lazım. Siyasi iktidarın tekelinde medya olmaz. Medya gücü denetler, onun için kamu görevi yapar. Bağımsızlığı çok önemlidir. Gelişmiş ülkelerde onun için 4. güç olarak tanımlanır. Bakıyorum 'havuz medyasına', 'CHP gelirse imam hatip okullarını kapatacak'. Yahu imam hatip okullarını kuran biziz, niye kapatalım? Daha iyi eğitim yapacağız. İmam hatip okullarına gidenler bizim çocuklarımız değil mi? Daha iyi okusun, bilgili, birikimli olsunlar bizim görevimiz değil mi? Türkiye'yi kısır bir çekişmenin içine sokmak istiyorlar. Türkiye'nin acilen bunun içinden çıkması lazım, çıkmazsa sonumuz hayır değil. 

'Ben size namuslu siyaset sözü veriyorum'

Ne zaman çözülecek? 'Efendim 24 Haziran'dan sonra çözülecek'. Niye 24 Haziran'dan sonra, elinden tutan mı var? Bir şeyi yapacaksanız yetkili organda, makamda, konumdaysanız oturur süratle yaparsınız. Biz de sizi alkışlarız. İşin temelinde yatan namuslu siyasettir. Ben size namuslu siyaset sözü veriyorum, nokta. Başka söz vermiyorum.

Bu haber toplam 304 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.