Popüler Kültürün Odağındaki Gençlik

Popüler Kültürün Odağındaki Gençlik

Halk kültüründe müziksel algı, müziği üreten ve tüketen arasında dolaysız bir ilişkiyle kendiliğinden yerleşirken şehir yaşamı bunu da bir sektöre dönüştürmüştür.

A+A-

Kültür, yüzyıllardır yapılmış sayısız tanımla çokça anlatılmış ve incelenmiş bir olgudur. Tüm bu fikrî zeminin paylaştığı ortak nokta ise şudur: kültür insanı anlama kavuşturur. Yani insan, bulunduğu enlem ve boylam ne olursa olsun, orada kaplayacağı ve kapsayacağı alanı kültürle var eder. Modern çağ ise insanlık tarihi kadar eski bir olgu olan kültüre bir başka boyut eklemiştir: yapaylık. Bu yapay kültür zamanla insanı yönlendiren, onun neleri seveceğine, tercih edeceğine ve tüketeceğine karar veren bir hayat tarzı hâline gelmiştir. İşte popüler kültür insanı edilgen bir şekilde yepyeni ve işlevsel bir anlam dünyasına hapseden bu yapay kalıplar bütünüdür.

Halk kültüründe beğenilenin ne olacağına, hangi türkülerin üretilip, unutulup hangilerinin varlığını sürdüreceğine halk karar vermekte ve günlük pratikleri içinde doğal olarak bu süreçlere katılmaktadır. Kendi estetik dünyasını yaratan, kendi sanatını ortaya koyan ve çoğaltan halktır. Popüler kültürde ise seçim mümkündür ancak “yönlendirilmiş”tir. Burada kültürün birey için başkaları tarafından üretildiğine ve bu süreçte etken/edilgen rollerin de kemikleştiğine tanık oluruz.

Bu değişim, endüstri devrimiyle artan kâr oranları ve kapitalizmin temellerinin sağlamlaşması için bu kârın yatırıma dönüşmesi gerekliliği ile bağlantılıdır. Modernleşen şehirlerde işgücü ihtiyacı da artmış, bu sebeple köylerden şehirlere büyük bir nüfus hareketi olmuştur. Kentleşmeyle beraber kırsal kökeninden uzaklaşarak şehre gelen insan topluluklarında, bu yeni yaşam biçimini anlamlandırma, kendini yeni ortamına “ait” hissedecek bir bütünün parçası olma ihtiyacı doğmuştur. Ayrıca memur, işçi gibi konumlarda bulunan kişiler ve yeni oluşmakta olan orta sınıfın tüketime katılması hem piyasayı canlı tutacak, hem de ağır çalışma koşullarının getirdiği bezginlik ve monotonluktan çıkış için eğlencelik malzemeler sunacaktır. Ona “şehirli” kimliğini kazandıracak olan piyasadaki bu harekete ve bilinç durumuna katılmasıdır. Faklı coğrafyalardan ve kökenlerden gelen insanlar belirli beğenilerde buluşurlar. Bu durumda da popüler kültürün özellikle şehirlerde “yapıştırıcı”, insanları bir araya getirici bir özellik taşıdığını görürüz.

Bu mal satışının bir bilinç yönlendirmesine zemin teşkil ettiği aşikârdır. Başta farklı, ilginç ya da gereksiz gelen ürün ya da malların bir zaman sonra ihtiyaç haline gelmesi (örn: akıllı telefonlar) bu metalara yönelik bir pazarın oluşması (örn: devamlı yeni modellerin çıkması, model ve markaların statü belirteci hâline gelmesi, oyunlar, what’s app vs.) bir zaman sonra onlarsız olunamayacağı hissiyatını oluşturarak toplumda bağımlılık hâlini alabilmektedir. Bu bağımlılığa toplumun en açık olan bölümü ise kuşkusuz gençlerdir.

Gençlik toplumun gelişmeye, yeniliğe en açık kısmı olduğu gibi sanata, spora, modaya da en meraklı yaş grubunu oluşturmaktadır. Özellikle henüz aile kurmamış olan genç kesim maddi kaynaklarını rahatça bu alanlara aktaracak ve ekonomiye canlılık getirecektir. Bunun sosyo-psikolojik alt yapısını çoktan çözmüş olan kapitalizm tüm reklam görsellerinde genç nüfusu harekete geçirecek görsel ve duysal malzemeye ağırlık vermektedir.

Halk kültüründe müziksel algı, müziği üreten ve tüketen arasında dolaysız bir ilişkiyle kendiliğinden yerleşirken şehir yaşamı bunu da bir sektöre dönüştürmüştür. Kapitalizmde esas olan değişim ve devamlı hareket olduğu için sistemin çarklarının işlemesi amacıyla müziğin kalitesi bir değişken olarak bu matematiğe katılmamıştır. Bu sektörde radyo, müzik kanalları ve klipler aracılığıyla adeta bir derenin yatağını değiştirir gibi global dünyanın müzik beğenisi yönlendirilmiş ve kanalize edilmiştir.

Müzik algısında bu bilinç yönetimin tarihi 1888 yılında Edison’un fonografı bulması ve 1897 yılında ilk ticari kayıt stüdyosunun açılmasına kadar geri götürülebilir. Bu dönem, plak şirketlerinin yıldız yaratma ve onu yeni yeni oluşan şehirli halkla buluşturma serüvenine tanıklık ederken, 1930’lu yıllar ile beraber bu denklemde güçlü bir aktör olarak radyo da yerini almıştır. Halk artık müzik endüstrisinin tüketicisi, reklam verenler de memnun edilmesi gereken kişiler hâline gelmiştir. Bu denklemin verimli işlemesi için maddi kaynakların akışı hiç kesilmemelidir. Bu da halkın müziğe olan ilgisini reklam, moda gibi sektörlerle hep zinde tutmaktan geçmektedir. Artık hangi müziğin kayıt edileceğini ve radyolarda çalınacağını kararlaştırmak halkın seçimleriyle değil “piyasanın nabzı” ile ilgili bir sürece işaret etmektedir. Bu süreç yaratılırken elbette müzikal ürünler de uygun şekillere büründürülmüştür. Belirli kıstaslar yanında “radio-friendly” (süresi 3’.30’’ ile 4’.30’’ arasında olan), pop (çabuk tanınan, tanındığı hızda unutulan), hit (büyük yankı uyandıran) parçalar kendine yer bulabilmektedir.

Müzik algısının yönetilmesinde çoğu zaman görsellik işitsel öğelerin önüne geçmiştir. Plak piyasasının ortaya çıkışıyla “yıldız sanatçı” olgusu değişmez bir şekilde yerleşmiş, albüm yapma şansı açısından fiziksel olarak da etkileyici adaylar diğerlerinin önüne geçmiştir. Bu görsel çekim alanı, müzik kanallarının ortaya çıkışı ve klip sektörünün de işe katılmasıyla oldukça büyümüştür. Klip görsellerinin denetlenmeyen dünyası cinsellik, uyuşturucu, şiddet gibi birçok faktörle gençlerin anlam dünyasını şekillendiren tehlikeli bir bilinç akışı yaratmıştır.

1990’lı yıllar ile dünya gençliğinin en büyük kültürel faaliyeti evde oturup MTV izlemek hâline gelmiştir. Kitleleri ele geçiren müzik endüstrisi, televizyonlardaki müzik kanalları ile yeni bir çılgınlığı ülkeden ülkeye yaymakta, var olan ya da yenileri denenen akımları bir günde baş tacı etmekte ya da yerin dibine batırmaktadır. Televizyonlardaki müzik yarışmaları, popüler isimlerin halk üzerindeki sempatisini kullanarak gençlere yıldız olma hayalleri aşılamaktadır. Müzisyenliğin kolay yoldan ünlü ve zengin olmakla eşdeğer olarak sunulduğu bu dünya gençleri, müziği kullanarak eğlence kültürüne özendirmektedir.

Gündelik yaşantımızda, bir kafenin ya da marketin televizyonunda, toplu taşıma araçlarının içinde, sokakta çalmakta olan ve fark etmeden alıştığımız, hatta benimsediğimiz pop şarkılar, sorgulamadan yenen sağlıksız yemekler gibi zihnimizde toksik bir birikim oluşturmaktadır. Çoğu pop şarkısı kısır ezgiler, basit hatta kimi zaman anlamsız sözler, kalitesiz aranjmanlarla niteliksiz bir ses yığını olarak gençlerin yaşamında yer tutmaktadır. Hedef kitle olarak stratejik değere sahip olan toplumun genç nüfusu açısından bakıldığında, müzikalitenin oldukça düşük olduğu bu müzik örnekleri de zihni zehirlemektedir. Algılanması, benimsenmesi ve alışılması, zamanla talep edilmesini hatta ihtiyaç duyulmasını beraberinde getirmektedir. Gençlere dünyanın tüm ezgilerine, yerel ve küresel kültürlerin ses dünyasına açık bir müzik algısı kazandırılması eğitimde öncelik olmalıdır. Çünkü müzik algısı bireyin yaşama bakış açısını da beslemekte ve geliştirmektedir.

 

Kaynaklar:

Pop Kültür Oluyor, Craig Mc Gregor, Çev. Gürol Özferendeci, Logos Yayıncılık, İstanbul, 1990

Popüler Müzik ve İletişim, Haz. James Lull, Çev. Turgut İblağ, Çivi Yazıları, İstanbul, 2000

Bu haber toplam 383 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.