Hacı TEKİN

Hacı TEKİN

Yazarın Tüm Yazıları >

Sınav Kaygısı, Nedenleri ve Baş Etme Yöntemleri

A+A-

Sınav kaygısı belirtileri sınava maruz kaldığımızda ya da bu düşünce ile karşılaştığımızda meydana gelir.

 

Yapılan çalışmalar sınav kaygısının başarıyı olumsuz bir şekilde etkilediğini göstermektedir. Kaygılı birey normal hayatında sıkıntılar yaşarken bu kaygısını sınavlara da aktarmaktadır. Kaygıya zamanında müdahale edilmemesi bireyin bütün hayatını olumsuz etkilemektedir. Bireyin kendi yaşam konforu bozulurken, birey başkalarını da olumsuz bir şekilde etkiler.

 

Kaygı, bireyin hayatının belirli dönemlerinde yaşadığı evrensel bir duygu ve deneyimdir. Genel olarak  gelecekte kötü bir olay olacakmış  gibi algılanan ve bireyin kendisini güvensiz hissettiği durumlar karşısında gösterdiği bu tepki, geleceğe yönelik endişe, kararsızlık, karmaşa, korku, kötümserlik ve umutsuzluk duygularını ifade etmekte, dolayısıyla da bireyin yaşamda başarısız olmasına neden olmaktadır. Kaygı, bireyi  normal yaşamda fazlasıyla etkileyebilen ve çoğu kez tedirgin edebilen bir duygu olup bireyin davranışlarını büyük  ölçüde  etkileyerek  belirli  bir  uyumsuzluğa  neden  olarak  okul ortamlarında sık sık kendini göstermektedir (Hill & Sarason, 1966. Aktaran, Erözkan, 2004). Kaygının kökeni  bireyin  çocukluk  dönemindeki  yaşantılarına  dayanır.  Bu  yaşantılar çocuğun ebeveynleri ve öğretmenleri gibi yetişkinlerin yanı sıra, yaşıtlarıyla olan ilişkilerini de içerir. Kaygı, çocuğun çevresindeki insanların  varlığıyla gelişir. Bulaşıcı bir duygu olduğundan dolayı kaygılı bir annenin çocuğunun da kaygılı olma olasılığı  yüksektir. Anneden geçen kaygıyla  çocuk, bilişsel yapısında yeni ilişkiler kurarak çevresindeki bazı kişiler ve durumlar karşısında da kaygı duymaya başlar (Öztürk, 2002. Aktaran, Erözkan, 2004). Aile çocuğun okula başlamasından önce kişilik yapısının temellerinin atıldığı ve gelişimsel açıdan önemli dönemlerin yaşandığı bir ortam olduğundan, anne ve babanın çocuk  üzerinde etkisi sadece  kişilik  yapısının şekillenmesinde değil ileriki yıllarda çocuğun eğitim yaşantısı, meslek seçimi gibi birçok alanda da kendini, göstermektedir. Bu durum  anne-babanın çocuk üzerindeki  önemini  açıkça  ortaya  koymaktadır (Yörükoğlu, 2002. Aktaran, Erözkan, 2004).

 

Sınav kaygısı, çocukluk döneminde  oluşan ve ileriki yaşlarda giderek etkisini gösteren bir duygudur. Evdeki sıkı disiplin, kısıtlayıcı ebeveyn tutumları, okuldaki otoriter eğitim-öğretim anlayışı; olumsuz, soğuk ve kırıcı öğretmen eleştirileri, cezalar, kıt not verme ve zorlu sınıf geçme koşulları sınav kaygısının küçük yaşlarda gelişmesine uygun olan koşulları oluşturmaktadır. Sık tekrarlanan okul başarısızlıkları, yetişkinlerin olumsuz değerlendirmeleri ve bu gibi durumların bireyde çağrıştırdığı öze yönelik tehdit duygusu sınav kaygısın gelişmesinde önemli etkenlerdendir (Öner, 1989. Aktaran, Erözkan, 2004). Bu yüzyılın başından itibaren kaygı ve okul başarısı arasında olumsuz bir ilişki olduğu literatürde sıklıkla vurgulanmıştır. Ancak sınav kaygısının bir kavram olarak ortaya çıkması ve bu konudaki çalışmalar, Mandler ve Sarason (1952)’un ardından, bu alanda yapılan çalışmalarla hız kazanmıştır. Birçok araştırmacı sınav kaygısı ile durumluk ve sürekli kaygı  arasındaki ilişkiye yönelik çalışmalar  da yapmıştır. Ancak bu çalışmaların  sonuçları birbiriyle tutarlı olmayan sonuçlar içermektedir. Günümüzde sınav kaygısının durumluluk mu yoksa sürekli kaygı mı olduğuna yönelik tartışmalar hala devam etmektedir (Aktaran, Erözkan, 2004).

 

Danışmanlık hizmeti çerçevesinde bana başvuran bireylerde sınav kaygısının öğrencilerin öğrenim hayatlarını oldukça etkilediğini gördüm. Kişilerle yapılan görüşmelerde sınav kaygısı şikayeti ile gelenlerin genel klinik değerlendirmeleri, bize kaygının sadece sınavla ilgili olmadığını göstermiştir. Kişi sadece sınav kaygısı ile gelir fakat tablo pek de öyle değildir. Sınav kaygısı, genel olarak birçok konuda kaygılı olan bireyin kaygılarından sadece bir tanesidir. Bundan dolayıdır ki terapilerde kaygıyı genel bir bütün olarak ele almamız gerekir.

 

Sınav kaygısı belirtileri sınava maruz kaldığımızda ya da bu düşünce ile karşılaştığımızda meydana gelir. Vücut, hem olumsuz düşüncelerden kaçınma-kaçma tepkileri verirken hem de fiziksel olarak da kalp çarpıntısı, hızlı nefes alıp verme, terleme, titreme, ağız kuruluğu, mide şikayetleri, baş ağrısı, ishal, yorgunluk, gerginlik, dikkat dağınıklığı, telaş, iştah problemleri, uyku  problemleri ve kabus görme şeklinde tepkiler verir.

 

Man ve arkadaşları (1991) ve Lazarus (1966), sürekli kaygıya sahip olan insanların birçok ortamı kaygı verici  olarak nitelendirdiği varsayımından  yola çıkarak, bu bireylerde sınav kaygısının yüksek olduğunu söylemenin mümkün olabileceğini belirtmiş ve  sınav kaygısının kuruntu boyutu ile sürekli kaygı arasında anlamlı düzeyde pozitif bir ilişki bulmuşlardır. Benzer biçimde, Trent ve Maxwell  (1980), sürekli kaygının durumluluk kaygıya oranla sınav kaygısının daha iyi bir göstergesi olduğunu belirtmişlerdir. Allen (1970) ise, bu bulguların  tam tersine sınav kaygısının durumluk kaygı olabileceğini belirtmiştir. Ayrıca, Devito ve Kubis (1983) de sınav kaygısının hem durumluk hem de sürekli kaygı olduğunu vurgulamışlardır (Aktaran, Erözkan, 2004).

 

Sınav kaygısı, özel bir kaygı çeşidi  olup bireyin değerlendirilmesi söz  konusu olduğunda hissedilen korkuyla karışık bir tedirginlik duygusudur. Sınav kaygısı birçok ülkede ilkokuldan sonraki eğitim ve öğretime  hazırlanmada yoğun olarak yaşanan  ve beraberinde birçok olumsuzluğu getiren güncel bir konudur. Özellikle çocuğun zihinsel yeterliliği ve okul başarısı dikkate alınmadan, sınava hazırlanmasında yapılan zorlamalar kaygı gibi davranış bozukluklarının da temelini oluşturmaktadır (Erözkan, 2004).

 

Tam da bu noktada öğrenilmiş çaresizliği hatırlatmakta fayda var diye düşünüyorum. Eğer öğrenciye bilişsel gelişimi ya da zeka kapasitesinin üzerinde birtakım görevler verirsek kişi sürekli başarısız olacaktır. Çaba sarf ederek bir şeyin değişmeyeceği algısı oluşacaktır. Olayların kendi kontrolünde olmadığı ve başarıya asla ulaşamayacağını düşünerek bir daha çaba sarf etmeyecektir. Sürekli “yine yapamayacağım” düşüncesi doğal olarak gelişecektir. Bu olumsuz düşünceler beraberinde “beni suçlayacaklar” gibi obsesif (saplantı-takıntı) düşüncelere neden olacaktır. Burada asıl sorgulanması gereken diğer konu ebeveynlerin saplantıları ya da olumsuz düşünceleri “çocuğum başarılı olamayacak”, “arkadaşlarından geri kalacak” gibi olumsuz düşünceler çocuklara yansıtılır. Ebeveyn kaygılı olunca daha da baskıcı olması kaçınılmaz olacaktır. İşte bundandır ki “kaygı bulaşıcıdır” diyoruz.

 

Sınav kaygısı öğrenciler için büyük bir tehdittir. 1985-86 yılında MEF Rehberlik ve Araştırma Servisinin  belli bir örneklem grubu üzerinde yaptığı araştırma sonucu, üniversiteye hazırlanan öğrencilerin kaygı düzeylerinin, genel cerrahide  ameliyat sırasını bekleyen hastaların  kaygı düzeylerinden çok daha fazla olduğunu ortaya koymuştur. Yüksek düzeyde akademik başarı beklentisi öğrenciler üzerinde ilköğretimden  itibaren bir baskı oluşturmakta ve  böylece sınav kaygısı bir çok öğrenci için akademik yaşamlarında ciddi  bir problem haline gelmektedir. Temel eğitim ve orta öğretimde bulunan öğrencilerin yaklaşık % 18’inin akademik başarıları, bu öğrencilerin yüksek kaygı düzeylerinden olumsuz etkilenmektedir (Baltaş, 2002 Aktaran, Erözkan, 2004). Sınav kaygısı, son zamanlarda akademik performansa etki eden davranışlar bütünü olarak kullanılmakta olup, doğal olarak sınav kaygısı, yetersiz ders çalışma becerilerini, aşırı fizyolojik tepkileri ve sınavla ilişkili olmayan zihinsel etkinlikleri kapsamaktadır. Birçok araştırmacı sınav kaygısını, kaygılı davranışları içeren aşırı tepkiler olarak da tanımlamaktadır (Kirkland & Hollandswort, 1980. Aktaran, Erözkan, 2004)

 

Sınav kaygısı yaşayan öğrenciler olası başarısızlık ve sınava çalışırken kendi yetersizlikleri hakkında endişelenme eğilimi gösterirler. Bu olumsuz düşünceleri öylesine saptırırlar ki yönergeleri izleyemezler ve soruların verdiği bilgiyi önemsemezler ya da yanlış yorumlarlar. Kaygının  düzeyi arttıkça öğrendiklerini geri  çağırmakta güçlük çekerler. Yani  bireyler bilişsel bir bozukluk dönemi geçirirler (Atkinson ve diğ, 1996. Aktaran, Erözkan, 2004).

 

Sınav kaygılı bireyler yalnızca sınav da değil, grup içinde konuşma, sorulara cevap verme, tartışmalara  katılma, yüksek sesle okuma gibi etkinliklerde de korkulu, sinirli, gergin ve heyecanlı olurlar. Bireylerin kendilerine dönük bu olumsuz düşünceleri (kuruntuları) dikkatlerinin kolayca dağılmasına neden olur. Sınav sorularını okuma ve doğru cevaplama, konuşurken düşüncelerini organize etme, doğru sözcükleri seçme  ve düzgün ifade etme gibi davranışlarında başarısız olurlar (Öner, 1989. Aktaran, Erözkan, 2004). Belki sınavlar için öğrenciler tarafından düşük  düzeyde olan bir sınav kaygısının yaşanması bir güdüleyici olarak çaba  göstermesini cesaretlendirme ile öğrencinin performansını artırabilir.  Ancak diğer taraftan aşırı derecedeki sınav kaygısı öğrencinin iyi bir performans göstermesi için gerekli olan zihinsel süreçlere müdahale ederek zıt bir etki oluşturabilir (Spielberger & Vagg, 1995. Aktaran, Erözkan, 2004).

 

İçinde yaşadığımız toplumda, öğrenciden yüksek akademik başarı beklenmektedir. Başarı için, başta öğretmenler ve ana  babalar olmak üzere eğitimle ilgili hemen herkes tarafından “daha çok ve düzenli çalışma” faktörünün vurgulandığı gözlenmektedir. Ancak, öğrencinin akademik başarısını manidar olarak etkileyen özlük, kişilik ve ailesel niteliklerinin yanısıra, mezun oldukları veya okumakta oldukları okulun özellikleri gibi zihinsel olmayan faktörler ile, çalışma alışkanlıkları ve akademik başarıyı manidar olarak yordayan sosyal destek, yalnızlık, sınav kaygısı gibi faktörlerin önemi gözden kaçırılmaktadır. Düşük akademik başarıya sahip veya akademik başarısı giderek düşen öğrencilere yönelik olarak PDR hizmetleri sunulurken bu faktörlerin de gözden uzak tutulmaması gerekir (Aktaran, Yıldırım, 2000).

 

Ülkemizde yapılan bu çalışmaların bulguları akademik başarı ile sınav kaygısı arasında negatif yönde manidar bir ilişki bulunduğunu ortaya koymaktadır. Genellikle okullarda ve dershanelerde PDR uzmanlarının daha çok sınav kaygısını azaltmaya yönelik çalışmalar yaptıkları, öğretmen, ebeveyn ve eğitim yöneticilerinin de bu tür çalışmalara destek verdikleri izlenmektedir. Sınav kaygısını azaltmaya yönelik çalışmaların desteklenmesi yerindedir. Ancak, öğretmen ve aile desteği ile yalnızlık değişkenlerinin, akademik başarıyı sınav kaygısı değişkeninden daha güçlü olarak yordadığı anlaşılmaktadır. Öyleyse, sınav kaygısının yanısıra, öğrencilerin yalnızlık sorunlarının çözülmesi ve öğrencilerin öğretmenlerden ve ailelerinden algıladıkları desteğin yükseltilmesine yönelik çalışmalara da önem verilmesi gerekli görünmektedir (Aktaran, Yıldırım, 2000).

 

Peki sınav başarısında neler daha etkili ona bakalım. Yıldırım’ın 2000 yılında yaptığı çalışmadan elde edilen bulgulara göre, lise öğrencilerinin öğretmenlerinden ve ailelerinden algıladıkları destek, öğrencilerin akademik başarısını pozitif yönde; yalnızlık ve sınav kaygısı ise negatif yönde etkilediği açık bir şekilde görülmüştür. Öğrencilerin arkadaşlarından algıladıkları destek ise akademik başarının önemli bir belirleyicisi olarak bulunmamıştır. “Arkadaş” desteği değişkeni hariç, söz konusu dört değişkeninin birlikte akademik başarının % II kadarını belirlediği anlaşılmıştır (Yıldırım, 2000).

 

Elde edilen bulgulardan, lise öğrencilerinin akademik başarılarını birinci sırada “öğretmen”, ikinci sırada “aile” desteği, üçüncü sırada “yalnızlık” ve son sırada ise “sınav kaygısı” değişkenlerinin belirlediği anlaşılmaktadır (Yıldırım, 2000).

Elde edilen bulgulara ve tartışmalara dayalı olarak şu öneriler sunulabilir:

 

1. Lise öğrencilerinin öğretmenlerinden algıladıkları destek, öğrencilerin akademik başarılarını manidar olarak yordamaktadır. Bu bulgu, öğretmeni tarafından sevildiğini hisseden veya öğretmenini seven öğrencilerin, o öğretmenin dersine daha düzenli olarak devam ettikleri ve sonuçta o dersten daha başarılı oldukları yönündeki gözlemlerle koşutluk göstermektedir. Bu nedenle, öğretmen yetiştiren yüksek öğretim programlarının içeriğine çocuk ve ergen psikolojisi. iletişim, rehberlik gibi derslerin konulması; görevi başında bulunan öğretmenlere yönelik olarak da hizmet içi eğitim kapsamında, “sosyal destek eğitim programlarının” geliştirip uygulamaya konulması yararlı olabilir.

 

2. Lise öğrencilerinin ailelerinden algıladıkları destek, öğrencilerin akademik başarılarını manidar olarak yordamaktadır. Bu nedenle, kendi çocuklarına karşı daha destekleyici davranabilmeleri amacıyla, okullarda görevli PDR elemanlarının yönetiminde, ana babaların katılacağı “Sosyal Destek Eğitim Programları” düzenlenebilir.

 

3. Eğitim sistemimizde öğrencilerin yaygın olarak sınav kaygısı yaşadıkları, PDR uzmanlarının, akademik başarı ile ilgili olarak daha çok “sınav kaygısını” azaltmaya yönelik çalışmalar yaptıkları gözlenmektedir. Sınav kaygısının yanı sıra “yalnızlık” değişkeninin de akademik başarının önemli yordayıcılarından birisi olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle, okullarda PDR programları kapsamında, aile ve öğretmen desteğini artırmaya ve yanı sıra öğrencilerin sınav kaygısı ve yalnızlık düzeyini azaltmaya yönelik programlar geliştirilip uygulanabilir (Yıldırım, 2000).

 

Eldeki verilerin değerlendirilmesi kızların daha fazla kaygı duydukların, dönem sonuna doğru kaygı düzeylerinde belirgin artışın olduğunu göstermektedir. Bu veri diğer araştırmalar ile de desteklenmektedir (Şahin, Günay, Batı, 2006).

 

Yapılan araştırmalar sınav kaygısının sınav öncesi dönemde başladığını, sınav sırasında ve sınav sonucunun beklendiği dönemde de sürdüğünü göstermektedir. Bu nedenle sınav kaygısı ile baş etme tekniklerinin kullanımı her üç dönemi de kapsayan boyutta olmalıdır. Sınav kaygısı ile baş etmede bilişsel, duysal ve davranışsal yaklaşımlara odaklanılması gerekliliği göz önünde bulundurularak, bu araştırmada da öğrencilerin verdikleri yanıtlarda yer alan olumlu düşünmeye çalışma, sınavda başaracağını düşünme, derin nefes alma gibi çoklu yaklaşımın uygulandığı gözlenmektedir. Herhangi bir yöntemi uygulamayan öğrencilerin de olduğu göz önüne alındığında öğrencilerin bu konuda bilgi ve rehberliğe gereksinimi olduğu görülmektedir. Yüksek öğrenimdeki kontenjanların sınırlılığı ile birlikte her yıl artan başvuru sayısı orta öğrenimden mezun olan öğrencilerin üniversiteye giriş sınavına ilişkin kaygılarını artıran önemli bir etkendir. Araştırmalara göre, öğrencilerde sınav kaygısının giderilemeyeceği inancı oluştuğunda mücadeleden vazgeçme davranışının da sergilendiği saptanmıştır (Şahin, Günay, Batı, 2006).

 

Sınav kaygısı ve genel olarak kaygı ile baş etmek elbette ki mümkün. Kaygılı birey ile çalışırken öncelikle farkındalık çalışması yapmak gerekir. Terapide en önemli şey farkındalık çünkü ne istediğimizi bilirsek bunu nereden, nasıl alabileceğimizi de biliriz. Bireyin kaygılı olduğu durumları saptamak ve tek tek bu kaygı yaratan durumlarla yüzleşmek gerekir. Kaygı ile baş etmede hem zihinsel hem de bedensel uygulamalar yapmak gerekir. Olumsuz düşüncelerimizi masaya yatırıp, olumlu düşüncelerle yer değiştirmeliyiz. Olumsuz düşüncelerin yarattığı korku, endişe v.b. duygular bizi çok yorar ve içimize kapanırız. Yaşamımıza katabileceğimiz bizi mutlu edebilecek etkinliklere (spor, müzik, hobiler v.b.) yönelmeliyiz ki olumsuz ruh halinden kurtulalım çünkü olumsuz düşünceler bizi çok yorar ve hayat ile bağımızı azaltır.

 

Unutmayalım ki birey değişime önce kendinden başlamalı ancak o zaman çevremizi değiştirebilir ve daha yaşanabilir bir hale getirebiliriz. Gündelik hayatımızı zora sokan, bizi üzen, mutsuz olmamıza neden olan durumlar varsa ve bu durumlarla baş edemiyorsak mutlaka bir uzmana başvurmakta fayda var.

 

 

KAYNAKÇA

1. Yıldırım, i. Akademik Başarının Yordayıcısı Olarak Yalnızlık, Sınav Kaygısı ve Sosyal Destek. Ankara (2000).

2. Şahin,H. Günay, T. Batı. H. İzmir İli Bornova İlçesi Lise Son Sınıf Öğrencilerinde Üniversiteye Giriş Sınav Kaygısı. İzmir (2006).

3. Erözkan, A. Üniversite Öğrencilerinin Sınav Kaygısı ve Başaçıkma Davranışları. Muğla (2004)

Bu yazı toplam 10433 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.