“‘Taşerona Kadro Yasası’ ile işçinin kadro hakları gasp edildi, 400 bin işçi açıkta kaldı”

“‘Taşerona Kadro Yasası’ ile işçinin kadro hakları gasp edildi, 400 bin işçi açıkta kaldı”

Hükümetin 696 sayılı KHK ile düzenlediği ve taşeron işçilere kadro müjdesi olarak sunduğu uygulama yasal süre tamamlandı. 2 Nisan geride kalırken, 1 milyon taşeron işçinin yarısı kapsam dışında bırakıldı. Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Dİ

A+A-

       

      -  Taşerona müjde olarak gelen “Taşerona Kadro Yasası” nı nasıl değerlendiriyorsunuz? yasa ile ilgili eksiklikler ve aksaklıklar nelerdir?

 

 Yıllardır mücadelesini verdiğimiz kadro bekleyen  900 binden fazla taşeron işçiyi ve aileleriyle birlikte 4 milyon kişiyi ilgilendiren taşeron işçilere kadro konusu, başta belediyelerde çalışan taşeron işçiler olmak üzere yüzbinlerce işçinin kadro haklarının gasp edilmesi ve binlerce işçinin de, işinden edilmesiyle sonuçlanmaktadır.  Sendikalarla ve Meclis’te görüşülmeden KHK ile yapılan düzenleme için taşeron sorununu çözmeyecek tersine yıllarca devam edecek adaletsizlikler ve yeni sorunlar yaratacaktır demiştik.

2 Nisan 2018 yani dün itibariyle taşeron şirketlerde çalışan işçilerin merkezi idarelerde kadroya yerel idarelerde ise belediye şirketlerine geçiş süreci tamamlandı. Ancak ne yazık ki sürecin başladığı ilk günden bugüne belirsizlik, karmaşa ve bunların doğurduğu endişe devam ediyor.

Gelinen aşamada binlerce taşeron şirket işçisi kadroya alınmamıştır. 400 binden fazla belediye işçisi kadroya geçirilmemiştir.Kamu iktisadi teşekküllerinde çalıştırılan taşeron işçilerin de kadro düzenlemesinde kapsam dışında bırakılmıştır. Güvenlik soruşturmaları başta olmak üzere eski hükümlülük ve sınav gibi uygulamalar aracılığı ve keyfi tutumlarla  işçiler işlerinden edilmiş aileleriyle on binlerce kişi açlığa mahkum edilmiştir. Ülke genelinde idarelerin uygulamalarında yeknesaklık bulunmamakta, aynı konu ile ilgili Bakanlıkların görüşleri birbirleri ile çelişmekte, Bakanlık görüşleri kimi yerel idareler tarafından kabul görmemektedir. Tüm bu süreçlerde oluşan belirsizlikler nedeniyle yine binlerce işçi mağdur edilmiştir. Bilindiği üzere eski hükümlülerin durumuyla ilgili 31.03.2018 günü bir yönetmelik yayımlanmıştır.

Yönetmelik yerel yönetimlerde çalışan eski hükümlü taşeron işçileri kapsam dışında bırakmıştır. Merkezi yönetimlerde çalışan eski hükümlü taşeron işçilerin kadroya geçirilmesini ise kurumların insafına terk etmiştir. Kısaca eşitsiz ve hakkaniyetsiz bir tutum alınmıştır. Ayrımcılık yapılmaktadır.

 

DİSK işçi sınıfının gerçek örgütüdür. 

 

 - Bu sürecin Türkiye’deki sendikalı işçi sayısında bir artışa sebep olacağını düşünüyor musunuz? DİSK bu yasanın her türlü eksikliğine rağmen süreçten güçlenerek çıkabilir mi?

 

  DİSK Türkiye’nin bütün zorlu süreçlerinde ayakta kalmıştır, direnmiştir. İşçi sınıfının evrensel haklarının her daim savunucusu olmuştur. OHAL altında da tüm eşitsizliklere rağmen DİSK örgütlenmekte ve büyümektedir. Çünkü DİSK işçi sınıfının gerçek örgütüdür. DİSK, grev hakkının anayasal bir hak olarak tanındığı bir dönemde kurulmuştur; ancak, grev hakkı da dahil olmak üzere birçok hakkın meşru temellerde tanınması ve kullanılması için sürdürdüğü mücadeleler ile gerçek bir sendikacılık anlayışını kurmuştur. Bugün ise aradan geçen yarım asrın ardından en temel kolektif haklardan olan grev hakkı, toplu sözleşme hakkı ve örgütlenme hakkı dahil pek çok hak bizzat devlet eliyle yasalar ve OHAL kullanılarak gasp edilmektedir. Geçmişte olduğu gibi bugün de DİSK bu yasaklar karşısında durmakta, işçi sınıfının evrensel sendikal haklar mücadelesine Türkiye’den ses vermeye devam etmektedir. Yeni bir dünya” kurmanın cüretinin ete kemiğe bürünmesi ile kurulan DİSK çınarı yarım asrı devirmişken biz yarınlara güçlenerek gideceğimizi biliyoruz ve buna inanıyoruz.

 

  - Mart ayında DİSK-AR’ın açıkladığı rapora göre Türkiye’de yaşanan kitlesel işsizliğin yanında kadınların ve gençlerin işsizliği daha şiddetli yaşadığını görüyoruz. DİSK olarak bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Neler yapılmalı?

 

 Ekonomi büyüdü deniliyor ama bu büyüme işçi sınıfının cebine yansımıyor. Eğer yansısaydı milyonların aldığı asgari ücret sefalet ücreti olmazdı. Aksine enflasyon karşısında her geçen gün bu ücrette eriyor. İşçilerin vergi yükü her geçen gün artıyor. İşsizlik çift hanelerden düşmüyor. Dar tanımlı işsiz sayısı 3 milyon 291 bin olarak gerçekleşti. TÜİK verilerine göre dar tanımlı işsizlik oranı ise yüzde 10,4 olarak hesaplandı.

Geniş tanımlı işsiz sayısı 6,1 milyon, geniş tanımlı işsizlik oranı ise yüzde 18,3 oldu.

Genç işsizlik oranı yüzde 19,2 olarak gerçekleşti.

Geniş tanımlı kadın işsizliği yüzde 27!

Kadın işsizliği yüzde 13,1, Tarım dışı genç kadın işsizliği ise 24,1 olarak açıklandı.

 

“Üretim ekonomisi yerine rant ekonomisi”

Üretim ekonomisi yerine rant ekonomisi olunca bu sonuçlarda kaçınılmaz oluyor. Bakınız şeker fabrikaları özelleştiriliyor. Bazı illerde tek geçim kaynağı olan bu fabrikalar kapatılıyor. Amerikan tekeli istiyor  Hükümet özelleştiriyor. Bugün üretim ekonomisi adına ne varsa bir bir yok ediliyor. Kamuya ait varlıklarımızın özel mülkiyete devirleri sonucunda ülke en basit gıda maddelerini dahi ithal etmek zorunda kalıyor. Ülkenin üretim gücü yok edilirken bağımlılığı da artıyor. Ekonomik krizin bütün göstergeleri var; enflasyon, cari açık, işsizlik ama hala büyüyoruz deniliyor bunu anlayabilmek mümkün değil.

“Tüm güvencesiz çalışma biçimlerine son verilmelidir”

Ülkede çalışma saatleri çok uzun, esnek ve kayıtdışı çalışma yaygın. Öncelikle herkesin çalışması için, herkesin daha az çalışması” ilkesi doğrultusunda haftalık çalışma süresi gelir kaybı olmaksızın 37,5 saate, fazla mesailer için uygulanan yıllık 270 saat sınırı, 90 saate düşürülmelidir. İstihdam artışlarında kamunun payı dikkate değerdir. Kamu istihdamının artırılması, kamuda eğreti ve güvencesiz çalışma biçimleri yerine, kadrolu ve güvenceli istihdam artışının sağlanması yaşamsal önemdedir. Kamu girişimciliği ve hizmetleri istihdam yaratacak şekilde yeniden ele alınmalı ve kamuda personel açığı derhal kapatılmalıdır. Ancak bunlar olursa bir nebze düzelme sağlanabilir. Tüm güvencesiz çalışma biçimlerine son verilmelidir ki güvencesizliğe mahkum edilen kadın emeği sömürüsü başta olmak üzere emek sömürüsünün sonlandırılmasına yönelik bir adım atılmalıdır.

 

 

  - 2018’in ilk çeyreği biterken Türkiye’de siyasi ortam giderek ısınıyor ve arka arkaya yapılacak seçimler dönemine giriyoruz. Emek hareketi açısından baktığınızda bu seçimler dönemine nasıl hazırlanmak gerekli?

 

 Mevcut siyasal iktidara karşı toplumsal muhalefetin içerisinde demokrasi mücadelesi verenlerle yan yana omuz omuza mücadele vermekten başka çaremiz yok.  Toplumsal çatışma yerine demokratik, laik, sosyal hukuk devletinin egemen olduğu halk egemenliğine dayanan bir Türkiye için mücadele etmeliyiz. Türkiye’nin en önemli ihtiyacı yeni bir toplumsal sözleşmedir. Yani  eşitlikçi, özgürlükçü sosyal bir Anayasa’nın herkesi, tüm toplumsal kesimleri  kapsayacak şekilde hayata geçirilmesini sağlamaktır.  2019 seçimlerine giderken yapmamız gereken farklılıklarımız zenginlik olarak görmek asgari müştereklerde yan yana gelmektir. Toplumsal harcımız eşitlik, demokrasi, hukuk ve adalet olmalıdır.

 

 OHAL kaldırılmalı demokrasi yoluna yeniden girilmelidir.

 - 15 Temmuz’dan itibaren süregelen OHAL’in emek hareketine ne gibi etkileri oldu? Artık Türkiye’de hak mücadelesi yapmak daha zor diyebilir miyiz? Bu süreçten neler yapılarak çıkılabilir?

 

 Bir yıllık OHAL döneminde yüz binin üzerinde kişi kamudan ihraç edilmiş, Cumhuriyet tarihinin en büyük kamu görevlisi tasfiyesi yaşanmıştır. Kamuda yaşanan ihraç ve tasfiyeler 27 Mayıs, 12 Eylül gibi darbe dönemleriyle kıyas kabul etmeyecek kadar kapsamlıdır. 12 Eylül döneminde kamu kuruluşlarından 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu kapsamında yaklaşık beş bin kişinin çıkarıldığı düşünülecek olursa 15 Temmuz darbe girişimi sonrası yaşanan tasfiyenin boyutları daha iyi anlaşılabilir.

Kamuda yaşanan tasfiye, darbe ve darbecilerle mücadele sınırını aşmış, hukuk devletinin temel ilkelerini çiğneyen bir hal almıştır. DİSK/Genel-İş’in 3000 bine yakın üyesi haksız, hukuksuz ve keyfi olarak KHK’lar aracılığıyla veya KHK’lar gerekçe gösterilerek işsiz bırakılmıştır. Yüz bini aşan kamu görevlisi somut bir delile dayanmadan, savunma hakkı tanınmadan ve adil yargılanma yolları tıkanarak kamu görevinden çıkarılmış, sadece kamu görevinden çıkarılmakla kalınmamış, ihraç edilenler damgalanmış, suçlu ilan edilmiş, emekli ikramiyelerinden mahrum bırakılanlar olmuş, pek çoğunun özel sektörde de iş bulmasını engelleyici uygulamalar söz konusu olmuştur. Grevler yasaklanmış işçilerin en temel hakları ihlal edilmiştir. Çalışma hakkı elinden alınanların adil yargılama yolu da kapalıdır. İdari yargı organları KHK ile yapılan ihraçlar konusunda görevsizlik kararı vermiş, Anayasa Mahkemesi OHAL KHK'larını incelemekten kaçınmış, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ise iç hukuk yolları tüketilmediği için başvuruları kabul etmemiştir. Bilindiği gibi bu konuda Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu kurulmuştur ama hiç bir derde çare olmamıştır. OHAL bahane edilerek birçok sendikal faaliyet ve işçi eylemi yasaklandı veya engellenmiştir. Konfederasyon olarak DİSK'in, bunun yanı sıra konfederasyonumuza üye sendikaların çalışma yaşamına ilişkin konulardaki bazı basın açıklamaları ve bilgilendirme amaçlı kimi salon toplantıları engellenmiştir.

Kısaca OHAL emeğe zararlıdır. İşçileri mağdur etmiştir. Ekonomiyi sürdürülemez hale getirmiştir. Demokrasiyi ve hukuk devletini derinden yaralamıştır. Geleceğimizi karartmak üzeredir. Bir an önce OHAL kaldırılmalı demokrasi yoluna yeniden girilmelidir.

 

 

 

 

Bu haber toplam 1677 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.