Yaşar Seyman: “Bir kelebek kadar ömrüm olsa örgütlü yapılarda tüketirim.”

Yaşar Seyman: “Bir kelebek kadar ömrüm olsa örgütlü yapılarda tüketirim.”

Dünya Emekçi Kadınlar Günü arifesinde, kaderine razı olmayı değil, karşı durmayı seçen ve Erkek egemen dünyaya meydan okuyan kadınlardan Yaşar Seyman’a mikrofonumuzu uzattık. Siyasetçi, sendikacı, kadın hakları savunucusu, yazar olarak tanıdığımız, ömrü

A+A-

CHP, 36. Olağan Kurultayı’nı tamamladı. Siz de Parti Meclisi'ne seçildiniz? Parti artık tamamen 2019 seçimlerine hazır diyebilir misiniz? Yoksa Kurultay sürecindeki tartışmalar devam ediyor mu?

36. Olağan Kurultay’da üç listede olmanın omuzlarıma yüklediği bir sorumluluk duyuyorum. Yıllardır CHP kurultaylarında yaşayarak öğrendiğim bir güzelliği paylaşmadan geçemeyeceğim.  Parti Meclisi’ne her defasında seçilmemin altında yatan güzelliği; ülkemizin her köşesinde gelen kurultay delegelerinin kadın haklarına, emeğe ve parti emeğine verdikleri değer ve sevgi olarak görüyorum. Parti tabanımız bir dolu güzellikleri koruyarak, sorumluluk bilinciyle koşuyor ve partisine, ülkesine yararlı gördüğü insanları seçiyor.

CHP, TÜZÜĞÜNÜ DEMOKRATİKLEŞTİRMELİDİR

2019 ülkemiz, yarınlarımız ve partimiz için çok yaşamsal önem taşıyan bir yıl olduğu için sorumluluklarımızın bilincinde olmalıyız. Bu yaşamsal nedenlerden ötürü kurultay tartışmalarının sonlanması gerekiyor.

Önümüzde; 9 – 10 2018 Mart CHP Tüzük Kurultayı var. Tüzük Kurultayı çok önemlidir. Partimizi demokratikleştirmeden ülkeyi demokratikleştiremeyiz. Artık demokrasiden ve demokratik parti yapılanmasından geri adım atmak olası değildir. Bu yönde bir eğilim Cumhuriyet Halk Partisi örgütüne ve tarihine ihanet olur. CHP Tüzük Kurultayı, demokrasi yolundaki yürüyüşümüzü daha da güçlendirecek kararlara imza atmalıdır. Kamuoyunu yanlış beklentilere sürükleyecek popülizmden kaçınılmalıdır.   

 

Görüntünün olası içeriği: 5 kişi, ayakta duran insanlar ve açık hava

 

SİYASETTE EMEĞİN YERİ YOK!

-Siz, emek dünyasından siyasete geçen bir isimsiniz? Bugün emeğin siyasetteki temsilini nasıl görüyorsunuz.

Bugün emeğin temsili yaşamın her alanında yok denecek kadar az. Sendikalar çağdaş ülkelerde olduğu gibi gücünü ortaya koyarak, siyaset üstünde baskı grubu olduğunu gösteremiyor. Siyasette emeğin adı yok. Ne yazık ki partimizde de emeğin temsilinin görünmediğini söyleyebilirim. Kurultay delegeleri emeğin temsilcilerine ilgilerini esirgemiyor onları seçiyorlar ve seçtikleriyle kalıyorlar. Umarım sosyal demokrat sol bir parti olan CHP emeğin temsili hak ettiği yerde olur. 

Özellikle son yıllarda kimlik tartışmalarının (etnik, dinsel, yaşam biçimi) siyasette daha çok yer tuttuğunu görüyoruz. Ancak seçmenin oy verme davranışlarında ise  ekonomik gerekçelerin daha belirgin olduğu söylenir. Bu bir çelişki değil mi?

Büyük bir çelişkidir. Ben siyasetin etnik ve dinsel yapılar üzerinde yapılmasına karşıyım. Siyaset evrensel ilkeler üzerinde yapılmalıdır. Hele sosyal demokrat ilkeleri benimsemiş bir partide etnik ve inançsal konumlar üzerinde siyaset yapmak siyasete iktidar yolunu kapatmaktır. Bir Cumhuriyet ve demokrasi kadını olarak birey olmayı yaşamın her alanında yeterli görüyorum. Demokratik laik bir ülkede siyaset çağdaş ilkeler üzerinden yapılır. Etik olan budur. 

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, gülümsüyor, ayakta ve şapka

İSLAM ÜLKELERİ İÇİNDE TÜRKİYE LAİKLİĞİYLE IŞILDIYOR

  • Siz, 1998’de Cumhuriyet’in 75. yıldönümü nedeniyle seçilen Aydınlanmanın 75 Kadını’ndan biri oldunuz. Bugün için ise birçok kişi Türkiye'nin artık aydınlanma devriminden tamamen uzaklaştığını düşünüyor? Sizin değerlendirmeniz nedir?

Cumhuriyet’in 75. yılında yaşamın her alanında 75 kadın seçildi.  Emek dünyası adına seçilmek ve 75 kadından biri olmak; 75 altın rozetten birini taşımanın onurunu yaşamak yaşamımın en anlamlı günüydü. Bugün daha birikimli ve donanımlı bir Cumhuriyet kadını olarak şunu gür bir sesle söyleyebilirim. Hiçbir güç Türkiye’yi aydınlanma devriminden uzaklaştıramaz. Bakın İslam coğrafyası ülkeleri içinde laik yapısı ile ışıldayan ve örnek alınan tek ülke Türkiye’dir. Hepsinin Türkiye’nin demokratik laik yapısına gereksinimleri var ve bu gereksinim çok net görünüyor.

-Türkiye'de yeterli olmasa da yönetim katlarında (parti başkanı, belediye başkanı v.d) kadınlar var. Gerek yerel, gerekse merkezi siyasette beğendiğiniz, başarılı bulduğunuz kadın siyasetçiler var mı?

Bir kadın hakları savunucusu olarak kadınların toplumsal yaşamda yer almalarını çok önemsiyorum. Kadın mücadelesi yaşam mücadelesidir diyenlerdenim. Yıllar önce dostum rahmetli Duygu Asena aradı. O yıllarda Kadınca Dergisi’nin başındaydı. “Yaşar Seyman, biz, bu ay Kadınca Dergisi olarak toplumun lider kadınlarına cadılarını sorduk. Sen Türkan Saylan’ın Cadısısın” dediğinde inanılmaz gönendim. Dünyadaki ve ülkemizdeki kadın siyasetçileri ilgiyle izliyorum. Sözü olan, mücadelesi olan kadınları seviyorum. Yereldeki kadınları daha başarılı görüyorum. Kentlerimiz kadın eline gereksinim duyuyor.  Doğamız, kentlerimiz demokrasi bilinci ve sevgiyle dokunan kadın yöneticileri yıllardır özlemle bekliyor. CHP’nin kadın milletvekillerini ve belediye başkanlarını başarılı buluyorum. Çünkü sözleri ve mücadeleleri ve başarılı çalışmaları var.      

 

Görüntünün olası içeriği: 3 kişi, gülümseyen insanlar, ayakta duran insanlar

İSLAM ÜLKELERİNDE BENAZİR RÜZGÂRI ESECEK!

  • Siz aynı zamanda bir yazarsınız? Dünyanın önemli siyasetçilerinden, kadın liderlerinden Pakistan'ın eski başbakanı Benazir Butto'nun hayatını yazdınız? Neden Benazir Butto? Benazir Butto'nun yaşamı, mücadelesinden ülkemiz adına ne gibi dersler çıkarabiliriz?

Benazir kitabım Türkiye’de ilgiyle karşılandı. Pakistan’da İngilizce’ye çevrildi. Yakında Urduca baskısı çıkıyor.

Benazir’i neden yazdım?

Benazir Bhutto’nun yaşamı yalnızca güçlü bir kadının öyküsü değil, insanlığın öyküsüdür.

Habil ile Kabil’den bu yana süregelen iyilik ile kötülüğün kavgasıdır. Kötülük her zaman olduğu gibi kurnazlığını kullandı ve dünyanın en yürekli, en akıllı kadınlarından birini daha avlamayı başardı.

Kurnazlık her zaman akla karşı üstün gelmişti, yine geldi. Ayırım gözetmeden halkını aydınlığa taşımak için ülkesine dönen Benazir, yine halkı tarafından dünyanın gözü önünde yok edildi.

Benazir bilmiyor muydu başına gelecekleri? Elbette biliyordu, ama yürekli olmak işte budur: Ucunda ölüm de olsa, geri adım atmamak. Başına gelebilecekler kulağına fısıldandığında, artık geri dönüşü olası olmayan bir yoldaydı o ve geri dönmek kaldırılamayacak kadar büyük bir utanç olacaktı.

Kadınların gerektiğinde ne kadar güçlü ve kararlı olduğunun bir örneğidir Benazir. Bu yüzden de tüm dünyanın hayranlığını kazanmıştır. Bu bile Benazir Bhutto’nun yaşamını yazmam için önemli bir nedendi.

Ancak Benazir’in yaşamını yazmamdaki asıl neden, dünyada çok insanla kurabileceğimi düşündüğüm bir empatiyi onunla kurabileceğim düşüncesiydi. Gençliğimden beri babamın da özeniyle Benazir yaşantımda bir örnek oldu.

Bazı yaşamlar vardır, kıskanırsınız, neden sizin yaşamınız o yaşamlara benzemiyor diye hayıflanırsınız. Ucunda ölüm de olsa, kısacık bir yaşam da size sunulsa, razı olmak istersiniz. Zira tarihe anlamlı bir not düşmek, bütün yaşam boyunca “ben ne işe yarıyorum” sorgulamasından daha anlamlı gelir.

Kitabı yazmakla bir anlamda kendimi kısa süreliğine de olsa aynı kuşaktan olduğum Benazir’in yerine koyabildim. Bir süre onun yaşadığı sıkıntıları, sevinçleri, sevgileri ve korkuları yaşamaya çalıştım. Zor bir yaşam olduğunu ancak okudukça, tanıdıkça anlayabildim. Yaşamın zorluğunun sözcüklerle anlatılmasının olası olmadığını öğrendim.

Ama elimden geleni yaptım. Benazir’i tüm içtenliğimle yeniden yaşatmaya çalıştım. Yazdıkça daha yüreklendim, yüreklendikçe daha da sevdim.

Bu tür yazılar bir açıklamadan çok bir duygu akışı verir okuyana. Kitapta anlatmaya çalıştığım Benazir için burada sloganlaşmış söylemlerle işi basite indirgemek istemiyorum. Şu kadarını söylemekle yetineceğim:

Benazir Bhutto’yu önce kadın siyasetçi olarak sevdim, sonra kadın olarak sevdim ve kitap bittiğinde artık onu insan olarak sevdiğimi fark ettim.

Az şey midir bu kazanç?

İslam ülkelerindeki bu savaşlar bu karanlık kadınların mücadeleleri ile son bulacaktır. Benazir rüzgârı esmeye başladı bile.

Benazir kitabını bitirdiğimizde Mustafa Kemal Atatürk’ün değerini ve demokratik laik ülke olmanı önemini daha iyi anlayacağız.

Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, gülümseyen insanlar

- Yaşar Seyman düşünsel anlamda Türkiye yaşayan kadınlara ne miras bırakır?

Yaşar Seyman bir mücadele kadınıdır. CHP’nin ilk Kadın Genel başkan yardımcısıdır. Avrupa’nın Başarılı Kadın Sendikacısı Ödülü’nü ülkesi emekçileri adına alan emekçi kadındır. “Hak verilmez alınır.” Cümlesini kendisine şiar edinmiştir. Örgütlü toplumun ve örgütlü birey olmanın güzel bir örneğidir. Gazeteci Doğan Tılıç, İspanya’da ödülünü alırken; Türkiye bu karanlık günlerden nasıl kurtulur sorusuna; dostum Yaşar Seyman’ın sözüyle yanıt vermek isterim: “ Bir kelebek kadar ömrüm olsa örgütlü yapılarda tüketirim.”

Yaşar Seyman kadınlara; mücadele azmini, emek ve kadın mücadelesi ile örülü yazdığı onlarca makale ve kitaplarını, tiyatro oyunlarını bırakabilir.

Çünkü Yaşar Seyman bir savaşçı kadındır.

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü bedel ödeyerek yaratan kadınlara selam olsun!

Emek mücadeleleri önünde saygıyla eğiliyorum.

Bu haber toplam 3644 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.